Çarşamba, Nisan 28, 2010

Balyoz Darbe Planı ve Dezenformasyon İddiası

Balyoz Darbe planı uzun zaman ülke gündemi meşgül etti. Hatta İlker Başbuğ verdiği bir röportajda bu olayın şimdiye kadar karşılaştıkları en önemli olay olduğunu söyledi. Balyoz planını hazırladığı öne sürülen eski 1. Ordu komutanı Çetin Doğan tutuklandı.

Hatırlatmak gerekirse cuma namazı sırasında camilerin bombalanacağı, Ege'de bir jetimizin düşürülerek Yunanistan yapmış gibi gösterileceğine kadar çok inanılmaz iddialar vardı. Planın ortaya çıkışı da eski bir generalin bu planla ilgili belgeleri Taraf gazetesine vermesiyle olmuştu.

Çetin Doğan'ın kızı Pınar Doğan ve Amerikalı eşi Dani Rodrik (ki kendisi Harvard üniversitesinde dünyaca bilinen bir iktisat profesörüdür) Balyoz planının sahte olduğunu iddia ediyorlar ve bununla ilgili bir internet sitesi de açmış durumdalar. Son olarak bu konuyla ilgili bir sunum hazırlamışlar.

Vatan gazetesinde ki ilgili haberin sonunda yer alan dosyayı indirirseniz bu sunuşa ulaşabilirsiniz. Gerçekten enteresan noktaları yakalamışlar, bence konuyla ilgili herkesin bakması gereken bir sunuş olmuş.

Özetle bu olayın tam bir dezenformasyon hikayesi olduğunu bazı gerçeklerin yalanlarla beraber verildiğini ve tabiri caizse "at izinin it izine karıştığı" bir durum olduğunu iddia ediyorlar.

Okuyun ve kararı siz verin.



http://www9.gazetevatan.com/balyoz-planinin-sahte-olduguna-dair-10-ipucu/302542/1/Manset

Çarşamba, Nisan 21, 2010

Asker Sayımız Yetersizmiş!

Son günlerde bedelli askerlik tartışması tekrar alevlendi. Uzun zamandır bedelli askerlik bekleyen bir grup var ama bir türlü vuslata erememişlerdi. Şimdi Başbakan katıldığı bir programda bedelli olabilir mealinde bir laf edince ortalık tekrar hareketlendi.

Bedelliyi savunanlar kadar karşı çıkanlar da var, iki tarafın da bence kendine göre haklı yönleri var. Fakat dün emekli tümgeneral Armağan Kuloğlu'nun dile getirdiği bugün de Milliyet gazetesi yazarı Melih Aşık'ın köşesinde bahsettiği bir durum var ki ben hiç anlamıyorum. Denilen şu; hali hazırda asker sayısı askeriyenin ihtiyacının %65'ini karşılıyormuş o yüzden bir de bedelli çıkarsa bu oran daha da düşüp sıkıntı yaratabilirmiş. Bu oranı tabii ki kafalarından atmıyorlar, İlker Başbuğ'un verdiği bir oran.

Afedersiniz ama benim kafam bu oranı almıyor. Türk ordusunun asker sayısı ile ilgili tam bir rakama ulaşamadım. Fakat genelde sözü edilen 600 bin asker sayısını doğru kabul edersek, bu durumda gerekli asker sayısı 1 milyon oluyor.

Sürekli asker sayımızın fazla olduğundan ordunun daha küçük ama daha etkili bir şekilde yapılandırılmasından hatta profesyonel orduya geçiş yapılmasından bahsedilirken, genel kurmay başkanının esasından bizim asker sayımız olması gerekenden az dediği zaman biraz garip oluyor. Çünkü askere giden insanlarla konuştuğunuz zaman da hemen hepsi hiç bir şey yapmadığından çoğu zamanının boş geçtiğinden bahsediyor. Mesela milletvekili İhsan Arslan 65 bin askerin sosyal tesislerde görev yaptığını söylüyor.

Sonuç olarak bedelli askerliğe karşı çıkma bahanesi olarak asker sayısının yeterli olmadığı tezi bana inandırıcı gelmiyor. Bu konuda bilgisi olan varsa ve paylaşırsa sevinirim.

Salı, Nisan 20, 2010

Süleyman Yaşar ve Saçmalardan Seçmeler

Taraf gazetesinin ekonomi yazarı Süleyman Yaşar bugünkü yazısında Başbakan ve TOBB arasında ki polemikle ilgili yazmış. İş adamlarına kelimenin tam anlamıyla giydirirken Başbakanı yücelten bir yazı yazmış.

Ben yazarın son iki paragrafa kadar haklı olduğu konular olmakla beraber çok keskin bir iyi-kötü ayrımı yaptığını ve gerçekte o ayrımın o kadar keskin olmadığını düşünüyorum.

Son iki paragrafta ise kelimenin tam anlamıyla zırvalamış. Üzerine söylenecek çok şey var ama benim asıl değinmek istediğim nokta yazarın sondan bir önceki paragrafta söyledikleri "Peki, işadamları sağcı olarak bilinen Erdoğan ve Özal’la niye çatışıyorlar?" diye soruyor Süleyman Yaşar ve cevap olarak "Çünkü Erdoğan ve Özal, Müslüman değerlere sahip oldukları için emeğin sömürüsüne karşı çıkıyorlar." diyor. Acaba yanlış mı anladım diye cümleyi birden fazla kere okudum. Ama hayır yanlış anlamamışım, açık açık Erdoğan ve Özal'ın emeğin sömürüsüne karşı çıkmalarını müslüman olmalarına bağlıyor. Şimdi bu cümlenin neresinden tutsam bilemedim.

Birincisi, Özal ve Erdoğan'ın emeğin sömürüsüne karşı çıkan politikacılar olduğunu söyleyene ancak gülerler. Olaylara bu kadar da ideolojik bakılmaz, ayıp yani. Erdoğan ve Özal olsa olsa bu ülkede emeğin sömürüsünü yaygınlaştıran politikacılar olarak anılır.

İkincisi ve daha vahimi bu cümleden Erdoğan ve Özal'ın dışındakı politikacıların emeğin sömürülmesine ses çıkarmadıkları çünkü onların müslüman değerlere sahip olmadıkları anlamı çıkar ki bu cümlenin abukluğunun sınırları belirtmek için kelimeler yetersiz kalır diye düşünüyorum.

Süleyman Yaşar'ın bu yazdıkları samimi düşünceleri mi yoksa Erdoğan'ı öveceğim diye mi bu kadar saçmalıyor bilmiyorum ama biraz insaf ve vicdan lütfen.



http://taraf.com.tr/makale/10963.htm

Pazartesi, Nisan 19, 2010

Sümela Manastırı'nın İçler Acısı Hali


Hafta sonu özel bir iş için Trabzon'a gittim. Madem oralara gidiyoruz, gitmişken bari Sümela Manastırını da gezelim dedik. Hay demez olaydık. Büyük beklentilerle gittik ama tam bir sükut-u hayal oldu.

Yıllar yılı Sümela Manastırı'nın fotolarını görür ve doğal olarak çok etkilenirdim ama şu manastırın içini niye göstermezler diye de düşünürdüm oraya gidince sebebini çok iyi anladım. Çünkü görülecek bir şey yok, daha doğrusu görülecek şeylerin devlet-vatandaş işbirliği ile içine etmişiz.

Devlet kısmından başlayacak olursak, restorasyon yapacağız diye yeni binalar dikmişler manastırın içine. Bildiğiniz köy evi tarzı yeni taşlardan evler, duvarlar yapmışlar. Bir de çok kötü bir işçilikle yapılmış, insan resmen utanıyor o durumları görünce. Paraya mı kıyamamış devlet yoksa çok mu beceriksiz birilerine vermiş restorasyon işini, bilmiyorum ama inanılmaz kötü durumda Manastır.

İşin vatandaş kısmına gelecek olursak, herkesin bildiği duvarlara yazı yazma hastalığımız burada da kendini göstermiş. O güzelim duvarlara herkes adını, aşkını, saçma sapan şeyleri kazımış ve inanın sadece erişilemeyen tavanlar kalmış, onun dışında her yer kazılmış durumda.
Bir de Manastırda ki freskleri özel olarak tahrip etmişler. Fresklerde ki insan yüzleri teker teker özenle kazınmış. Tavandakiler hariç neredeyse hiç bir yüz görünmüyor.

Bu kadar önemli ve tarihi bir yapının bu hale gelmesine insan hem çok üzülüyor hem de çok kızıyor. Çok şey söylenir bu durumla ilgili olarak ama bazılarını söylemeye terbiyem elvermiyor açıkçası.

Ekonomi Türk Kitabı Piyasaya Çıktı

Birlikte öneriyoruz kısmında yer alan Ekonomitürk blogunun yazarı İnan Doğan'ın kitabı piyasaya çıktı. Ekonomi ile ilgisi olan herkese mutlaka tavsiye ederim. Özellikle medyadaki ekonomi yorumcularının cahilliklerini görmek istiyorsanız zaman kaybetmeden okuyun.

http://ekonomiturk.blogspot.com/2010/04/ekonomi-turk-kitab-piyasaya-ckt.html

Cuma, Nisan 16, 2010

Cengiz Çandar'ın Bugünkü Yazısı

Cengiz Çandar bu günkü yazısında Ahmet Türk'ün uğradığı saldırı konusunu ele almış. Özellikle isim vermeden Ahmet Türk'ün yediği yumrukla ilgili olarak "çok da haksız değildi o yumruk" anlamına gelebilecek bir yazı yazan Yılmaz Özdil ve onun gibi düşünenleri eleştirmiş.

Eleştirmiş eleştirmesine de, topa çok sert ve faüllü girdiğini düşünüyorum. Özellikle aşağıdaki iki paragrafta kızgınlıkla, gerçeği yansıtmayan ve barışı değil şiddeti körükleyen ve bence maalesef faşizan bir dil kullanmış.

İlk paragrafta Ahmet Türk'e atılan yumruğun doğrudan Kürtlere atıldığını söyleyerek milliyetçi ve ayrıştırıcı bir söylem kullanmış ki Ahmet Türk bile bu şekilde konuşmaz iken Selahattin Demirtaş'ın söylemlerine yanaşmış.

İkinci paragrafta ise kendince ilk paragrafta yaptığı yorumu temellendirmek için olayın neden münferit olmadığını açıklamış. Açıklamış ama açıklamasa daha iyiydi dedirten türden bir bahane kullanmış. Neymiş efendim olayın münferit olmama sebebi, olaydan sonra Ahmet Türk'ün açıklamalarına rağmen Güneydoğuda olaylar çıkmış. Af edersiniz ama güneydoğuda çıkan olayların hepsinin son derece haklı sebeplerle çıktığını iddia eden ve bu olaylara meşruiyet kazandıran bu yoruma katılmak mümkün olmadığı gibi son derece sakıncalı bir bakış açısını da ortaya koyduğunu düşünüyorum.

Evet, Ahmet Türk'e yapılan saldırının hiç bir mazur görülecek tarafı yok ama bu saldırıyı haklı görenlere laf çarpacam diye diğer uca savrulmanın da hiç bir mazereti yok.

İlk Paragraf
"Evet. Ahmet Türk’e saldırı Kürtlere yönelik, çeşitli biçimler ve yöntemlerle 80 yıldır süregelen saldırganlığın bir 2010 türüdür. Türkiye Kürtlerinin en barışçıl, en sağduyulu, en bilge, en dengeli, en deneyimli ve hatta en yaşlı siyasi şahsiyetine “şiddet içeren” böyle bir saldırı, Türkiye’nin Kürtlerine yönelik bir “bölücü” saldırıdır.

İkinci Paragraf
Samsun’daki saldırı kendini bilmez bir meczupun “münferit” bir hareketi olsaydı, Ahmet Türk’ün onca yatıştırıcı açıklamasına rağmen, anında Hakkari, Yüksekova, Şemdinli, Cizre, Silopi, Şırnak ayağa kalkmazdı."

Bu da yazının linki (tamamını okumak isteyenler için)

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14435864.asp?yazarid=215&gid=61

Çarşamba, Nisan 14, 2010

Sami Selçuk'un HSYK Önerisi

Liberallerin çok sevdiği bir hukukçu olan Sami Selçuk Radikal gazetesine HSYK'nın yapısıyla ilgili görüş ve önerilerini anlatmış.

Ben çok mantıklı buldum. İşin enteresanı Sami Selçuk'un görüşleri AKP'nin yapmak istediği değişikliklerden neredeyse taban taban zıt.

Kuvvetle muhtemel ki bu görüş ve öneriler AKP'nin işine gelmedği için çooook liberal yazarlar tarafından görmezden gelinecek.

Bence bu karmaşa içinde çok iyi bir kılavuz olmuş Sami Selçuk'un söyledikleri.

Mutlaka okunmalı.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=991419&Date=14.04.2010&CategoryID=78

Salı, Nisan 13, 2010

CHP'den Gerçek Muhalefet

Deniz Baykal'ın AKP'nin yapmayı düşündüğü anayasa değişikliği ile ilgili yaptığı öneriden mütevellit uzun zamandan sonra ilk defa CHP ülke gündemini belirleyen pozisyona girmiştir.

CHP'nin ihtiyacı olan tam da budur zaten; Gündemi belirlemek. Sürekli edilgen durumda olan, iktidarın her dediğine "istemezük" diye yaklaşan ve alternatif üretmeyen bir parti olarak çok yıpranan CHP'nin bu çıkışı çok akıllıca olmuştur.

Daha önce çokça söylediğim gibi Türkiye gerçekten kötü yönetiliyor. Fakat insanlara alternatif sunmadığınız sürece insanlar bunun çok da farkına varamıyor. CHP ilk defa ülkeyi bu kadar geren bir konuda gerginliği düşürüp sorunu çözmeye yönelik bir çıkış yapmış oldu.

Demek neymiş, mesele iktidarı körü körüne eleştirmek değil, mesele eleştirdiğiniz konu ile ilgili ortaya çözüm de koyabilmekmiş.

Bu çıkışı bir başlangıç olarak görürsek ve CHP AKP'nin ülkeyi kötü yönettiğini, ülkeyi sürekli germeye çalışıp bu gerilim üzerinden prim yapmaya çalıştığını ortaya koyabilir ve AKP'nin ürettiği politikalara alternatif, ayakları yere basan politikalarla karşı koyar aynı zamanda da Mayıs daki kurultayında sürekli sözü geçen gençleşmeyi başarabilirse, iktidar alternatifi olabilir.

Amma velakin, bir olaya bakıp bu kadar umutlanmanın doğru olmadığını bende biliyorum fakat "umut fakirin ekmeği ye memet ye" diye bir laf vardır. O yüzden insan her ne kadar hayal kırıklığına uğramak istemese de hayal kurmadan duramıyor.

Cuma, Nisan 09, 2010

Vize İşkencesi

Malumunuz çoğu hatta sanırım bütün Avrupa ülkelerine gidebilmek için vize almak gerekiyor. Özellikle AB'nin şengen diye bir vize uygulaması var, ilk olarak gideceğiniz ülkeden alıyorsunuz sonra o vize ile bütün şengen ülkelerinde gezebiliyorsunuz. Büyük kolaylık sağlıyor gibi görünüyor ama tabii vizeyi alabilirseniz.
İşin enteresanı vize ortak ama o vizeyi alabilmek için gereken evraklar ülkelerin kafasına göre değişiyor.
Şu aralar Avusturya vizesi almak için uğraşıyorum ve inanın sıtkım sıyrıldı. İstedikleri evrakların fazlalığı bir yana vize görüşmeniz için randevu almanız gerekiyor ve randevu alabilmek 26 TL bayılıyorsunuz. Vize içinde ekstradan 60 Euro veriyorsunuz. Çok ucuz çook :)
İstedikleri evraklar ise kelimenin tam anlamıyla çıldırtıcı. Tam 19 değişik evrak istiyorlar. Yani ben bir insandan 19 değişik evrak çıkabileceğini bilmiyordum onu da öğrenmiş oldum böylece.
Birde her evrakın fotokopisini istiyorlar ve en önemlisi onların istediği sırada vermek zorundasınız evrakları yoksa başvurunuzu geri çevirip 60 Euro+26 TL'nizin üzerine yatma ihtimalleri var.

İstedikleri evraklar,
1.İmzalanmış, SCHENGEN başvuru formu (Form1)
2.ÖNEMLİ BİLGİ!EVRAKLAR SIRALI OLARAK, ASIL VE FOTOKOPİ ŞEKLİNDE 2 AYRI DOSYA HALİNDE SUNULMALIDIR.
3.En az 6 ay geçerliliği olan imzalanmış pasaport,ilk verildiği tarihten itibaren 10 yılı aşmamalıdır
4.A4Kağdına Pasaportun 2., 3., 60., geçerlilik süresi gösteren sayfa ve Vizeler sayfalarının fotokop.
5.2 adet yeni çekilmiş biometrik vesikalık fotoğraf
6.Seyahat ve sağlık sigortası poliçesi aslı. Vize başvurusu sırasında sunulmalıdır..
7.Son 6 aya ait banka hesap özeti, tapu, araç ruhsatı ve malvarlığı belgeleri aslı ve fotokopisi.
8.İşverenden alınmış, seyahati süresince çalişma ve izin onay belgesi aslı ve fotokopisi.
9.SSK işe giriş bilgirgesi aslı ve fotokopisi.
10.SSK hizmet dökümü fotokopisi.
11.Son üç ayın maaş bordrosu aslı ve fotokopisi.
12.Vergi Levhasının ön ve arka sayfasının fotokopisi.
13.6 aydan eski olmayan Faaliyet belgesi aslı ve fotokopisi.
14.Ticaret odası sicil kaydı sureti aslı.
15.İmza sirküleri fotokopisi
16.3 haftadan eski olmayan Vukatlı Nüfüs Kayıt Örneği aslı ve fotokopisi, Tercümesi ve Noter tasdikli
17.Varsa eski pasaportlar sunulmalı.
18.Avusturya daki konaklama şeklinin belgelenmesi gerekmektedir.(Otel rezv. gibi)
19.Avusturya ya seyahat vasıta belgesinin aslı ve fotokopisi (Gidiş - dönüş uçak rezervasyonu)
20.60 Euro Vize İşlem Ücreti, randevudan 3 iş günü önce, başvuru sahibi adına İş Bankasına yatırılmalı.

Ne kadar şukela di mi, bütün gizli bilgilerinizi istiyorlar. Bence işin en ilginci 16numara. Vukuatlı nüfus kayıt örneği, Almanca tercümesi ve noter onayı istiyorlar. Bir benim ailemden size ne kardeşim. Tabi kendilerince mantıkları şu: ailenin başka bir ferdi Avusturya'da mı acaba, bende onun yanına gidip orada kalır mıyım. Yuh yani diyorum kendilerine. İki bütün belgeler türkçe olabiliyor da bu belge niye Almanca olmak zorunda. İstedikleri bu belgeyi elde edebilmeniz için tercüman artı noter parası 50-60 TL daha veriyorsunuz.

Birde bütün belgeleriniz tam olsa bile adamlar canları istemediği için size vize vermeyebilir ve sizin de bütün paralarınızın üstüne soğuk su içeceğiniz gibi herhangi bir hak arama veya açıklama alma durumunuz da olmaz.

Bu benim Avusturya için yazdıklarımın bir çoğu bütün AB ülkeleri için geçerli. Eğer AB'ye gitmeyi düşünüyorsanız üç aşağı beş yukarı bütün bu çileleri çekmeniz gerekiyor. Biraz daha çile çekseniz zaten nirvanaya ulaşacaksınız.

Burdan konuyu hemen politikaya bağlamak gerekirse Suriye, Lübnan gibi ülkeler ile vizeyi kaldırmak güzelde asıl şu şengen işini halletmek lazım. Hemen AB'ye vizesiz girelim modunda değilim ama hükümet en azından şu prosedürleri kolaylaştırmak için adımlar atsa hiç fena olmaz.

Bu arada meraklısına not: İnternetten Avrupa'ya ucuz bilet bulursanız bu görünmeyen ama sağlam acıtan maliyetleri hesaba katmayı unutmayın. Şimdi şöyle kaba bir hesap yaparsak eğer ilk defa pasaport çıkarıyorsanız 138 TL pasaport parası, AB en azından 6 aylık pasaport süresi istediği için pasaportunuzu 1 yıllık uzatırsanız ilave 180 TL. Vize randevu ücreti 26 TL, vize ücreti 65 Euro(60 euro ama bankaya parayı yatırıken banka komisyon aldığı için size 65'e geliyor). Sağlık sigortası yaklaşık 30TL. Yani toplamda 500 TL gibi bir rakama ulaşıyorsunuz. Sağolsunlar bir yandan gideceğiniz ülke öbür yandan güzide ülkemiz iki yanağımızdan bizi bir güzel öpüyor haberiniz olsun.