Cumartesi, Aralık 18, 2010

CHP Kurultayı ve Umutlar



CHP kongresine saatler kalmışken nefesler tutulmuş durumda. Herkes parti meclisinin kimlerden oluşacağını merak ediyor. Özellikle CHP'nin ideolojik dönüşüm geçirmesini isteyenler parti meclisinde güvendikleri yüzleri görmek istiyorlar. Parti meclisine bakıp umutlarını tazelemek isteyen yüzbinlerce belki milyonlarca insan var. Bir çok insan da daha önce hayal kırıklığına uğradıkları ve aynı duyguları tekrar yaşamaktan korktukları için yarın ki kurultaydan çok fazla bir şey beklemediklerini iddia ediyorlar. Ama eminim ki "Gerçekçi olalım CHP değişemez" diyen insanlar da kendilerine sürekli acaba sorusunu soruyorlar. Acaba bu sefer olacak mı?

Kılıçdaroğlu'nun işi kolay değil. Bir taraftan malum parti içi dengeleri gözetmek, diğer taraftan ise topluma umut vermek zorunda. Lider dediğin böyle günlerde belli olur. Adı liderlik için geçmeye başladığı günden beri sürekli olarak liderlik kumaşı yok denilerek eleştirilen Kılıçdaroğlu yarın bence şimdiye kadar karşılaştığı en büyük sınavı verecek. Kendisine bol şans diliyorum...

Çarşamba, Aralık 15, 2010

Mehmet Y. Yılmaz'ın Kafası Giderek Karışıyor

14.12.2010 tarihli Hürriyet gazetesinde Mehmet Yılmaz "CHP'nin Giderek Kafası Karışıyor" başlıklı bir yazı yazmış. Yazısında CHP'nin yeni ekonomi politikasının Keynesçi ve Solda olacağına dair okuduğu haber ile ilgili yorum yapmış. Yazıyı okumak isteyenler için linkini aşağıya koyuyurum. Yılmaz CHP'nin hem solda hem de Keynes'çi olmak iddiası için oksimoron terimini kullanmış. Oksimoron için Türk Dili Kurumu "İki zıt anlamlı kelimenin bir arada kullanılması" açıklamasını yapıyor. Yılmaz 'ın iddiasına göre Sol demek Marks demek. Marks'la Keynes'de yanyana gelemeyeceği için Sol ve Keynes kelimeleri aynı cümle içinde kullanılamaz. Meşhur bir laf vardır, cehaletin bu kadarı ancak tahsille olur diye. Yılmaz'ın durumu tam da bu lafa uyuyor. Bu kadar kısa yazıda bu kadar çok hata yapmak her babayiğidin harcı değildir. Kendisini kutluyorum.

Şimdi gelelim sadede, solun Marks'la ilişkili bir kelime olduğu doğru. Buradan Yılmaz'a on puan veriyoruz. Ancak solun kapsama alanının geniş olduğunu ve sosyal demokrasinin de sol sayıldığını bilmemesinden sıfır puan alıyor maalesef. Üstüne Keynes'in sosyal demokrasinin ekonomi politikasını oluşturan kişi olduğunu bilmemesinden kaynaklı bir sıfır puan daha alıyor kendisi. Yani sol ve Keynes aynı cümle içinde gayet güzel kullanılabilirmiş demek. Hatta ben bir adım daha ileri gideyim, sadece Keynes derseniz insanların aklına ilk gelecek kelime sol ve sosyal demokrasi olur.

Sonuç olarak Yılmaz'ın yazdıklarını topladığınızda yanlışları doğrusundan fazla çıkıyor maalesef.

İşin asıl ilginci, Türkiye'nin en çok satan gazetesinde köşe yazarlığı yapan, daha önce Radikal gibi sol ağırlıklı bir gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapmış bir kişi bu kadar basit bir şeyi nasıl bilmez anlayamıyorum.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16526225.asp?yazarid=148&gid=61

Cumartesi, Aralık 04, 2010

Cumhuriyet Halk Partisi ve İdeolojik Dönüşüm Çabası - II

CHP'nin ideolojik dönüşüm çabalarının önündeki en büyük engellerden birisi de Baykal ve Erdoğan sayesinde toplumun ileri derecede kutuplaşmış olması. Özellikle 2007 seçimleri öncesinde başlayan ve daha sonra da artarak devam eden bu kutuplaşma bana göre seçmenlerin oy verdikleri partilerle daha duygusal bağlar kurmasına neden oldu. Bu duygusal bağları koparmak da çok zor.

Sonuçta, CHP'nin temel derdi oy tabanını genişletmek ve şimdiye kadar kendisine oy vermeyen seçmeni kazanmak. Bu noktada mutlaka ama mutlaka eski-yeni CHP ayrımı yapılmalı. Çünkü kutuplaşmadan nasibini almış seçmenin kafasındaki CHP algısını "Yeni CHP" fikri ile değiştirmek gerekmektedir. Eski CHP söyleminden uzaklaşıp yepyeni bir söylem geliştirmek kutuplaşmış seçmenin ilgisi çekmek için elzem. Bu anlamda Kılıçdaroğlu'nun merdiven altı işletmelerde çalışan türbanlı kızlar vurgusu yerinde görünüyor. Buna benzer "Eski CHP" nin bahsetmediği ve aynı zamanda AKP'nin de çok önemsemediği kesimlerle iletişime geçmeli "Yeni CHP". Mesela engelli vatandaşlarımızın yaşadığı sıkıntılarla ilgilenmek ve buna yönelik çözüm önerilerini ortaya koymak CHP'ye ulaşamadığı kanallara girme şansı tanıyacaktır.

İngiltere'de İşçi Partisi yeni lideri Ed Miliband'ın ısrarla savunduğu "yaşam ücreti" "Yeni CHP" nin ele alabileceği diğer güzel bir konu. Asgari ücretle çalışan milyonlarca insanı ilgilendiren ve onların hayat şartlarını iyileştiren bir uygulama olan yaşam ücreti CHP tarafından mutlaka mercek altına alınıp, Türkiye koşullarına uygun hale getirilmeli.

Kılıçdaroğlu'nun Baykal'dan aldığı miras onu çok fazla önyargıyla savaşmak zorunda bırakmaktadır. 7 ay gibi az zamanda çok ve büyük işler başarmak zorundadır.

Perşembe, Aralık 02, 2010

İngiltere'de Üniversite Reformu

İngiltere'de yapılması planlanan üniversite reformu yüzünden ülke çalkalanıyor. Öğrenciler sürekli gösteri yapıyor ve hatta zaman zaman polisle de çatışıyorlar.

Hükümet (muhafazakarlar ve liberallerden müteşekkil) ekonomik krizden dolayı ülkede kemer sıkma politikaları izliyor ve bu politikalara üniversiteleri de dahil ediyor. Hükümet üniversitelerin bütçesini %40 oranında azaltacağını açıkladı. Dahası hükümet bu azalan bütçeyi dengelemek için üniversite harçlarını 2012'den itibaren artırmayı da düşünüyor. Dananın kuyruğu da burada kopuyor zaten.

İngiltere'de üniversite harçları İngiliz ve Avrupa Birliği vatandaşları için sabit; yıllığı 3.290 pound.

Yabancı öğrenciler için ise üniversiteler istedikleri gibi ücret belirleyebiliyorlar. Okuluna ve programına bağlı değişmekle beraber yabancı öğrenciler ortalama 10.000 pound gibi bir meblağ ödüyor. Bu yüzden üniversiteler yabancı öğrenci almak konusunda çok istekliler. Neyse bu başka bir konu.

Genel hatlarıyla bakıldığında İngiltere'nin sanılanın aksine gayet öğrenci dostu bir sisteme sahip olduğu görülüyor.
Sistem şu şekilde işliyor; başvurduğu üniversiteden kabul alan bir genç yıllık 3.290 poundu olan ücreti hemen cebinden üniversiteye ödemiyor. Gencimiz isterse okul parası için devlete gidiyor ve ben şu okulda okuyacağım diyor. Devlet de bunun üzerine gencin okul parasını okula ödüyor, hatta genç benim geçinme parasına da ihtiyacım var derse devletten bunu da alabiliyor. Okul bittikten sonra bizim genç iş buluyor ve yıllık kazancı 15.000 poundu geçince okul parasını devlete %1,5 faiz ile ödemeye başlıyor. Ödenilen miktar ise gencin yıllık kazancının %9'u oluyor. 25 yıl ödedikten sonra gencimiz hala borcunu bitiremediyse borç ortadan kalkıyor.

Bu şekilde işleyen üniversite sisteminin küresel kriz ile birlikte rekabet gücünde sorun olduğunu gördükleri için adamlar İngiltere'de ki üniversite sistemini nasıl geliştiririz diye Kasım 2009'da İşçi Partisi zamanında geniş katılımlı bir komisyon kuruyor. Komisyon raporunu hazırlıyor ve geçen ayda rapor kamuya açıklanıyor.

Rapora göre 3.290 pound olan tavan ücretin tamamen kaldırılması ve üniversitelerin ücretlerini minimum 6.000 pound olmak üzere kendilerinin belirlemesi, gençlerin okul parasını kazançları yıllık 15.000 poundu değil 21.000 poundu aşınca ödemeye başlaması, ödenecek faizin devletin borçlanma faizi (% 2,2) artı enflasyon oranında olması ve borcun ortadan kalkma süresinin 25 yıldan 30 yıla çıkması gerekiyor.

Hükümet henüz kararını açıklamadı. Daha doğrusu, reform olacak ama nihai şekli kesinleşmiş değil. Ülke ikiye bölünmüş durumda. Bir tarafta bu reformun mutlaka yapılması gerektiğini söyleyenler; diğer tarafta, bu reformun çok yarar sağlamayacağını, hatta yüksek maliyetten dolayı öğrenci sayısını azaltacağını söyleyenler var.

İngiltere'de ki üniversite reformu ile ilgili haberleri izlerken insanın aklına ister istemez Türkiye geliyor. Güzide ülkemizde üniversitelerimizin inanılmaz sorunları varken üniversite denilince insanların aklına sadece türban konusunun gelmesi çok acı maalesef.

Acaba bizde ne zaman "Üniversite Reformu" ideolojiden uzak bir şekilde konuşulmaya başlanacak gerçekten çok merak ediyorum.