Cuma, Ağustos 27, 2010

Uğur Gürses ve TİM

Radikal'de Uğur Gürses Türkiye İhracatçılar Birliği (TİM) nin sürekli olarak döviz kurlarından şikayet etmesine istinaden bir yazı yazmış.
Çok da güzel yazmış.
Okumak lazım.

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=1015779&Yazar=UĞUR GÜRSES&Date=27.08.2010&CategoryID=101

Çarşamba, Ağustos 25, 2010

CHP ve Kürtler: Mümkün Olmayan Birliktelik

Murat Yetkin Radikal gazetesinde ki bugünkü yazısında Kılıçdaroğlu'nun doğu ve güneydoğuda düzenlediği ve düzenleyeceği mitinglere gönderme yaparak, CHP'nin Fırat'ın öte yakasıyla barışmaya çalıştığını yazmış.

Bence bu konu yani Kürtlerin CHP'yi desteklemesi Türkiye'nin şu koşulları altında pek mümkün görünmemektedir.

Çünkü CHP'nin Kürtlerin hoşuna gidecek söylemler kullanabilmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. 80 öncesi o bölgeler CHP'yi desteklemiş olabilir ama o köprülerin altından hem 12 eylül hem de küreselleşme gibi çok kuvvetli iki akıntı sayesinde çok su geçti.

Mesele şudur ki, 80 öncesi Kürtlerin pozisyonları ile şimdiki istekleri çok farklıdır. 80 öncesi olay demokratikleşme çerçevesinde halledilebilecekken, şu an cin şişeden çıkmış ve istekler özerklikten başlayıp bağımsızlığa kadar gidebilmektedir. CHP gibi bir kurucu partinin üniter devlet yapısından farklı istekleri destekleyebileceğini beklemek kelimenin en basit haliyle safdillik olur bana göre. Bu yüzden ikisi de bu pozisyonunu koruduğu sürece CHP ve Kürtlerin yıldızının barışma ihtimali yoktur.

AKP ise tam burada devreye girerek işin içine din faktörünü katmaktadır. Turgut Özal'ın da yapmaya çalıştığı şey bu idi. Din birlikteliğini ön plana çıkararak Kürtleri ülkeye bağlamaya çalışıyordu. Bu saatten sonra dinin de çimento işlevi göreceğini zannetmiyorum. Başta da dediğim cin şişeden çıktı ve tekrar şişeye girmeye pek niyeti yok.

CHP bu aralar Kürt sorunu ile ilgili rapor hazırlıyormuş. Kılıçdaroğlu o raporun sonucunu beklediğini söylüyor. Açıkçası bende merakla bekliyorum. Umarım CHP ve Kürtlerin ortak paydada nasıl buluşabileceğine dair çözüm yolları vardır o raporda.

Çünkü Kürt sorunu Türkiye'nin en önemli sorunudur ve bu sorunun çözümü veya çözümsüzlüğü Türkiye'nin kaderini etkileyebilecek potansiyele sahiptir.

Pazartesi, Ağustos 23, 2010

Şarap Likörü ve Bozcaada

Bozcaada son yılların popüler mekanlarından. Bizde bu sene modaya uyalım dedik ve 3 günlüğüne adaya (Bozcaada'da yaşayanlar sadece "ada" diyor, bizde hemen kendimizi oraya adapte ettiğimiz için bizde öyle diyoruz:) gittik.

Adanın güzelliği ile ilgili her yerde bir sürü bilgi var zaten. Bu sebeple ben o konuya girmeyeceğim. Ben "Şarap likörü"nden bahsetmek istiyorum. Bozcaada'da tesadüfen keşfettiğimiz bir lezzet. Kahvenin yanında veriyorlar ve sanki kahveyi onun yanında veriyorlarmış havası estiriyor.

Eğer tatlı içkileri seviyorsanız insanı alkolik yapabilecek derecede güzel bir içki. Hemen araştırıp nasıl yapıldığını öğrendik. Merak eden varsa yazının devamına bekleriz efendim.

İşin sırrı, üzümün geç hasat edilmesinde yatıyor. Geç hasat edilen üzümler suyunun yaklaşık %20'sini kaybettiği için üzümde ki şeker oranı yüksek oluyor. Daha sonra bu üzümler etil alkolle karıştırılıp 12 sene evet yanlış okumadınız 12 sene bekletiliyor ve ortaya müthiş şarap likörü çıkıyor.

Gelelim bazı ayrıntılara; çok fazla üretilemiyor çünkü her sene üzümü geç hasat etmek mümkün olmuyormuş, genelde hastalık kapıyormuş üzüm. Bizim içtiğimiz likör 1998 yapımıydı, ondan önce ise 1995'de yapılmış

Normalde şarapların alkol oranı %12 civarında olur, bunun ise %18; yani çok güzel kafa yapma potansiyeline sahip.

Her ne kadar, adı şarap likörü olsa da esasında üzüm likörü sayılır. Çünkü şarap üzümün fermante olmasıyla elde edilir, burada fermantasyon olayı yok.

Bozcaada'da sadece Çamlıbağ şarapları Mistel markası ile üretiyor bu şarap likörünü. Yolunuz düşerse ısrarla isteyiniz.

Yalnız fiyatı adanın diğer şaraplarına göre biraz pahalı: 50 TL. Ama o parayı verdiğinize hiç pişman olmuyorsunuz. İnanın bana.

Meraklısına not: Şirince şarapları olarak bilinen meyve şarapları da aslında şarap değil, likördür. Onlarda meyvenin içine etil alkol karıştırılması ile elde edilir.

Cuma, Ağustos 20, 2010

Hanefi Avcı ve İnanılmaz İddialar




Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı bir kitap yazmış. “Haliç’te Yaşayan Simonlar" adlı kitabında inanılmaz iddiaalarda bulunuyor. Vatan gazetesi bir bölümünü yayınlamış. Okuduğunuzda tüyleriniz ürperecek, yalnız ve güzel ülkem bu hale nasıl düştü diye düşüneceksiniz. En önemlisi de cemaatin ulaştığı boyutların tahminlerin çok ötesinde olduğunu göreceksiniz.

http://haber.gazetevatan.com/hanefi-avcidan-cok-vahim-iddialar/324072/1/Gundem

Perşembe, Ağustos 19, 2010

"Evet Ama Yetmez" in Vebali Ağır Olur Sonra

Anayasa değişiklikleri için sayıca az ama etkisi çok ve kamuoyunda 2. cumhuriyetçi veya liberal solcu olarak adlandırılan kişiler "evet ama yetmez" diye bir jargon kullanıyorlar.

Neymiş efendim, bu anayasa değişiklikleri ülkedeki demokrasiyi ileriye götürecekmiş ama daha yapılacak çok iş varmış. O yüzden bu değişiklikleri başlangıç olarak kabul edip devamının gelmesini bekleyeceklermiş.

Benim anlamadığım bu arkadaşlar mı çok saf yoksa ben mi çok fesatım.

Ben şu şekilde düşünüyorum, bu anayasa değişikliklerini kim yaptı; AKP yaptı. "Evet ama yetmez" deki değişiklikleri kimin yapması beklenecek, AKP'nin (hem şuan iktidar hem de ben seçimlerde iktidarı kaybedeceklerini düşünmüyorum). Peki zurnanın zırt dediği yere geldik; AKP bu istenilen ve beklenen değişiklikleri neden bu sefer de yapmadı. Muhalefet izin vermedi desem olmuyor. Muhalefeti pek takmadıkları ortada. Zamanları yoktu desem o da değil.

Acaba diyorum, AKP bu değişiklikleri kendi iktidarını zayıflatacağını düşündüğü için yapmamış olmasın?

Nedir bu istenilen değişiklikler, seçim barajının düşürülmesi, siyasi partiler yasasının değiştirilmesi, YÖK'ün üniversiteler üzerindeki egemenliğinin kaldırılması, dokunulmazlıkların sınırlandırılması. Hepsi de bir şekilde AKP'nin işine gelmeyen değişiklikler. Eğer gerçekten dertleri demokrasi olsaydı bunları değiştirirlerdi, muhalefette destekliyordu bu değişiklikleri ama gündeme bile getirmediler. Çünkü dertleri demokrasi değil.

İnsanların bir-iki değişiklikle gözünü boyayıp tam kontrolleri altına alamadıkları yargıyı HSYK ve Anayasa Mahkemesi üzerinden kontrol etmeye çalışıyorlar. Aynısını farklı bir yoldan 50 sene önce Demokrat parti de denemişti.

Esasında çok kaba bir taktik ama insanların bu oyuna nasıl geldiklerini bir türlü anlayamıyorum. Başta da dediğim gibi ya onlar çok saf yada ben çok fesatım.

Neyse yapacak bir şey yok, referandumda bence bir sürpriz olmazsa evet çıkacak, ülke demokrasiden bir adım daha uzaklaşacak ve bunun vebali de "Evet ama Yetmez" diyenlerde olacak.

Cuma, Ağustos 13, 2010

Öfkeli Yıllar ve Tekerrür Eden Tarih



Altan Öymen'in muhteşem kitaplarının sonuncusu olan "Öfkeli Yılları" yeni okudum.

Konuya girmeden önce Öymen'in son kitabıyla birlikte diğer iki kitabı olan "Bir Dönem Bir Çocuk" ve "Değişim Yılları" nın mutlaka ama mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Yakın tarihimizi kendi anılarıyla harmanlayarak çok güzel bir şekilde anlatıyor. 1930'lardan sonra ülkede neler olduğunu, dış dünyadaki olayları öğrenmek istiyorsanız mutlaka bu kitapları okuyun ve okutun. Üslubu çok hoş, elinize aldığınız zaman bırakamıyorsunuz. Bu kadar reklam yeter sanırım şimdi konumuza dönelim.

Son kitap 1951-1955 arasını anlatıyor. Demokrat Parti (DP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) arasında ki kavgaları ve çekişmelerden uzun uzun bahsediyor. Zaten o yüzden kitabın adı Öfkeli Yıllar. Kitabı okurken fark ediyorsunuz ki iktidar-muhalefet çekişmesi 50 sene öncede aynıymış. Sadece üsluptan bahsetmiyorum, konular bile aynı. Muhalefet iktidarı irtica ile yeteri kadar mücadele etmiyorsun diye suçluyor, iktidar tam da bu günkü gibi yargıyı ele geçirmek için hakim ve savcıları erken emekli edebilecek bir yasa geçiriyor. Tabi o zamanlar Anayasa Mahkemesi olmadığı için iktidar daha rahat.

Muhalefet demokrasiyi ortadan kaldırıyorsunuz diye iktidara yüklenirken, iktidar asıl demokrat biziz, sizin zamanınızda demokrasi yoktu diye karşı saldırıya geçiyor.

İktidar para verip gazete kurdurtuyor, hoşuna gitmeyen gazeteleri yola getirmek için onlara baskı uyguluyor. Ne kadar tanıdık dimi?

Yalnız bence bir olay var ki, Allahtan şuan ki iktidar henüz öyle bir şey yapmış değil, 1954 seçimlerinde Osman Bölükbaşı'ya oy verdiği için Kırşehir'i ilçe yapıyor. Zaten bence bu son nokta.

Marks'ın dediği gibi tarih tekerrür ediyor birincisi trajediyle sonuçlandı, ikincisinin komedi olması lazım, ama öyle mi oluyor bilemiyorum açıkcası.

Çarşamba, Ağustos 11, 2010

Kemal Kılıçdaroğlu ve Kaybolan Umutlar



Direk bodoslama konuya gireyim, Kemal Kılıçdaroğlu CHP'de ki özlenen değişimi yapabilecek bir lider değil bana göre.

Kılıçdaroğlu'ndan beklenen üç tür değişim var, birincisi partinin içini temizlemek yani partiyi daha özgürlükçü, daha kapsayıcı bir hale getirmek. Hizipçiliğin önünü kesmek. Bu konuda da öncelikle halletmesi gereken bir Önder Sav sorunu var (bilenler bilir ki CHP'de parti içi tamamen Önder Sav'dan sorulur, o nasıl isterse öyle olur) ama o sorunu ortadan kaldıracağına dair hiç bir emare göremiyorum, bilakis Önder Sav ve çevresi tarafından gittikçe daha fazla kuşatıldığını düşünüyorum. Mesela terörle ilgili Cumhurbaşkanı ile olan görüşmesine giderken yanında Önder Sav, Hakkı Süha Okay ve Kemal Anadol vardı. Bence bu güzel bir gösterge.

İkincisi, partiyi gerçek sosyal demokrat çizgiye çekmek. Bu konuda henüz ideolojik bir açılım göremediğim gibi Hürriyet gazetesinde yazdığı yazıda da liberal demokrat çizgiden bahsediyor. İdeolojik dönüşümün birden bire olmayacağını biliyorum ama en azından biraz öncü gösterge görmeği beklemeye hakkım olduğunu düşünüyorum. Gerçi öncü gösterge gördüm ama ters yönde gördüm.

Üçüncüsü, muhalefet tarzını değiştirmek. Yani salt laiklik üzerinden değil de insanları daha ilgilendirecek, daha duyarlı oldukları konularda AKP'nin yaptığı somut yanlışlar üzerinden muhalefet yapmak ve en önemlisi çözüm önerileri de getirebilmek. En başarılı olduğu konu bu görünmekle beraber ben bu konudan da çok tatmin olmuyorum. Çünkü, şu anda gördüğüm sadece yolsuzluk üzerinden bir muhalefet tarzı var ve çözüm diye sunduğu şeylerin çok da ayağının yere bastığına inanmıyorum. Ayrıca referandumla ilgili olarak Başbakanla girdiği polemikler, bana Deniz Baykal'ı hatırlatıyor, oysa ki insanlar Kılıçdaroğlu'nun ucuz polemikler değil daha sakin, daha ölçülü ve somut eleştiriler yapmasını bekliyor.

Bunların yanı sıra, entellektüel açıdan da çok dolu bulmuyorum. Tabi ki Tayyip Erdoğan'dan daha iyidir ama Erdoğan iyi hitabet üslubu ile bu açığını kapatabiliyor. Kılıçdaroğlu'nun hitabet konusunda da katetmesi gereken çok yol olduğunu düşünüyorum.

Bunlarla birlikte, bence çok önemli olan bir konu daha var: Gündemi belirlemek. Son zamanlarında Baykal anayasa çıkışı ile gündemi belirlemeyi başarabilmişti. Kılıçdaroğlu'nun da yapması gereken budur. CHP ülkenin gündemini belirleyebilmelidir. Ne yazık ki bu konuda da çok başarılı olduğunu düşünmüyorum.

Kılıçdaroğlu'nun parti başına geldiğinde ki rüzgar henüz tamamen sönmediyse de yavaşlamıştır. Bir an önce seçime gitmek bence CHP ve Kılıçdaroğlu'nun yararınadır. Çünkü her geçen gün ondan çok şey bekleyen insanların hayal kırıklıkları artmaktadır.

Sonuç olarak, CHP'de o çok özlenen ve beklenen değişim başka bir bahara kalmıştır. Daha çok yeni lider oldu diyenler çıkabilecektir ama bence 2,5 ay da göremediğimiz değişim emarelerini beklemenin sadece hayal kırıklığını artıracağını düşünmekteyim.

Sami Selçuk ve İstifası



Malumunuz Sami Selçuk daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi genelde liberal ve AKP'ye yakın tayfanın sevdiği bir isim veya isimdi desem daha doğru olacak. Çünkü özellikle Anayasa değişikliklerinin gündeme gelmesinden bu yana, AKP'nin yaptıklarını eleştiren bir pozisyon almıştı. Anayasa taslağındaki HSYK'nın seçimi gibi konularda hükümetin yanlış yaptığını söylüyordu.

Söylüyordu diyorum artık söyleyemeyecek. Çünkü çalıştığı gazeteden ayrıldığını açıkladı, Sebebi ise çok demokrat olan AKP yandaşlarının sahibi olduğu Star gazetesi yönetiminin kendisine olan tavırlarıymış. Kısaca, Sami Selçuk'un hükümeti eleştiren tavırlarından çok rahatsızluk duymuşlar. Adamcağız da istenmediğim yerde durmam deyip istifa etmiş.

Buradan daha önceki binlerce olaydan da çıkardığımız sonuç şudur ki, AKP sadece kendisine destek olunduğu zaman demokrattır.

Onun için kimse bana AKP bu ülkeye gerçekten demokrasi getirmek istiyor demesin.

CHP ve Liberal Demokrasi

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun iki gün önce Hürriyet gazetesinde bir yazısı yayınlandı. Kılıçdaroğlu anayasa referandumunda neden "hayır" denilmesi gerektiğini anlattığı yazısında sürekli olarak özgürlükçü demokrasi tarifini kullanıyor ve özgürlükçü kelimesinin yanına parantez içinde liberal yazıyor.

Yani, liberal demokrasiyi savunuyor. Ben bu işi anlamadım, CHP sosyal demokrasiyi savunan veya en azından söylemlerinde kullanan bir parti değilmiydi? Ne zaman liberal demokrasiye geçti? Ayrıca benim bildiğim liberal demokrasi sol kelimesi ile bağdaşmaz. Bu durumda CHP artık solda politika yapmayacağım mı diyor?

Kılıçdaroğlu'ndan beklenen bu değildi sanırım, partiyi değiştirmesi, dönüştürmesi bekleniyordu ama resmen 180 derece dönmüş olmadı mı parti şimdi?

Ya da ben söylediklerini yanlış mı algıladım?

Eğer gerçekten CHP artık liberal demokrasi taraftarlığı yapacaksa vay bu ülkenin haline diyorum.

Sonuç olarak benim için tam bir sükut-u hayal oldu bu yazı.