Cuma, Nisan 10, 2009

İğde Ağacının Kokusu


Asıl iş, iğde ağaçlarını savunmaktır. Asıl iş, iğde ağaçlarından etrafa yayılan serinliği savunmaktır. Asıl iş, iğde ağaçlarına ev sahipliği yapan mahallelerdeki sakinliği, sessizliği savunmaktır....
Ankara’da Dikmen Vadisi’nde kentsel dönüşüme karşı oluşturulan Barınma Hakkı Bürosu, direnişi kırmak isteyenler tarafından yakıldı. Mevsimlerden yazdı; sıcak kasıp kavuruyordu Ankara’yı. Kent merkezinde nefes almak bile zordu. ‘Geçmiş olsun’ demek ve dayanışma göstermek için Vadi halkını ziyarete giden heyetin içindeydim. Sohbet sırasında bir mahalleli, “İşte Gökçek, bu serinliği satmak istiyor zenginlere” dedi. “Bu iğde kokusunu, bu yeşilliği.” Kent merkeziyle vadi arasında kayda değer bir ısı farkı vardı. Bu serinliğin zenginlerin hakkı olduğunu, ancak onlara yakışacağını düşünen bir belediye başkanımız var Ankara’da; yeni değil, 15 yıldan beri. İnönü Alpat http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=23152

Salı, Nisan 07, 2009

Erzurum Sofraları-2

Erzurum'un yurt çapında en ünlü yemeği Ca kebabıdır aslında. Ca'nın sonunda (ğ) vardır ama onu mutlaka yutarlar. Kendisi yatık dönerdir aslında fakat kestikleri eti şişe geçirip öyle ikram ederler. Bu yüzden et şişe geçecek kalınlıkta kesilmelidir. Dönerden farkı daha kalın olmasıdır. Her yer Ca kebapçısı olduğundan ben size otantik Erzurum evleri'nden başka bir sofra anlatmak isterim.
Ev yemeklerinin olmazsa olmazı su böreği. Fakat ünlü börekçilerdekinden değil. Buralarda (Çorum'da da mesela) açılan hamur hakkaten kaynamış suyun içinde hafifçe haşlanır öyle tepsilere dizilir. Yoksa uydurma su böreklerine benzer. Sabah, öğlen, akşam nerde ne yerseniz yiyin yanına hooop hemen bir su böreği attırıyorlar. Gerçek tereyağının kokusu tadından önce geliyor... İnsanın "yemede yanında yat" misali yanına kıvrılıp yatası geliyor.
Etli saprak sarmayı anlatmıştım. Hafif ekşisi var. Ekşi otu diye birşeyden bahsettiler. Maydanoz'a benziyor ama ekşi bir tadı var. Yazın bolca alıp kurutuyorlar, kışın yoğurt çorbasına, sarmaya, yemeklere katıyorlar. Bizde de nane'yi bu şekilde kullanırlar, yoğurtlu çorbanın üstüne tereyağıyla nane yakılır mis gibi lezzet katar.
Tandır kebabı muhteşemdi. Birkaç porsiyon geldi ve geldiği gibi bitti.
Asıl ilginci mısır unu kavurması. Karadenizden gelme bir lezzet aslında. Kışın kar yolları kapatıp alışveriş falan yapılamadığından ve çokça da yoksulluktan uydurulmuş bir lezzet. Tereyağını eritip içine yavaş yavaş mısır unu katıyorsunuz. Tereyağı mısırı emiyor, bunu hafifçe kavuruyorsunuz patates püresi kıvamında sıcak sıcak ekmeği bandıra bandıra yiyorsunuz. Hali vakti biraz daha iyi olanlar (!) içine yumurta da kırıyorlar daha lezzetli oluyor. Her yerde farklı bir ismi var. Ben hatırlayamadım ondan mısır unu kavurması yazdım, kusura bakmayın.
Ev mantısına gelince; Kayseri'nin mantısı kadar hamur değil. Çorum mantısı kadar kızartılmamış ama gene de bir fırına girip çıkmış hali var. İçinde gerçek kıyma var. Yedik yedik doyamadık.

Erzurum Sofraları-1


Geçen hafta Erzurum'daydım. Biraz çalıştık, biraz gezdik ama çokca yedik içtik... 4 gün boyunca her sofra ayrı bir sefaya dönüştü. Karar verdim, Mehmet Yaşin'in Lezzet Durakları programını mutlaka ben yapmalıyım! Bu meşhur sofraları sizinle paylaşmalıyım.
Mutlaka bilirsiniz, kuru fasulyenin en ünlüsü "İspir Şeker Fasülyesi"dir. Erzurum'un İspir ilçesinde yetiştirilir ve Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerdeki meşhur diye bildiğiniz ne kadar kuru fasülyeci varsa mutlaka ispir fasülyesi kullanır. Bence yanına özellikle bulgur pilavı eşlik etmelidir.
Etli yaprak sarmayı pek çok yerde yedim ama bunun içindeki kıyma hakkaten et kıvamında ve çok lezzetli.
Tortum Kola'ya gelince; Erzurum'un Tortum ilçesinde yapılan Kızılcık şerbetidir aslı...
Fakat öyle yerleşmiş ki, nereye girsek hemen herkes çek bir torum kolaaaa edasıyla yemeklerin yanında mutlaka şerbet içiyor.
Şerbet kültürünün ne kadar yerel tad tercihi ne kadarının muhafazakar hâl tercihi olduğunu belirlemek açıkcası çok zor.

Çarşamba, Nisan 01, 2009

Seçim 2009

Son yazımı “Belli olmaz belki birileri şapkadan tavşan çıkarır” diye bitirmiştim. Ama ben bir tavşan göremedim. Sonuçlar da bir iki yer dışında çok sürpriz olmadı.
Öncelikle ben yanıldığımı itiraf ederek başlayayım. AKP’nin %39’a düşeceğini hiç öngörmemiştim. En azından %45 bekliyordum. Ekonomistler için ünlü bir laf vardır, “Ekonomist yaptığı bir tahminin neden tutmadığını sebepleriyle açıklayan kişidir” diye. Bende bu yoldan giderek neden yanıldığımı anlatmaya çalışayım. Gerçi kendime çok da fazla haksızlık yapmayayım, DTP’nin AKP’yi süpürme ihtimali var diye yazmıştım ve gerçekten öyle oldu. AKP Güneydoğuda yeni belediyeler almak bir yana elindekileri de kaptırdı. Ama benim açıdan en beklenmedik olanı Saadet Partisinin % 5 oy almasıydı ki Saadet bu oyları herkesinde bildiği gibi AKP’den aldı. Ayrıca Demokrat Partinin % 4’e yakın oy alacağını da tahmin etmemiştim. Sonuçta Saadet+Demokrat Parti % 9 oy aldı ve bunlar hep AKP’nin oyu idi.
CHP tahminim tuttu, % 25-26 demiştim. İl genel meclisinde % 23, belediyelerde ise % 28 aldı. İki puanlık yanılmayı saymıyorum artık o kadar olur. CHP yönetimi oy oranından çok memnun ve çok başarılı olduklarını düşünüyor. Bu zaten beklenen bir gelişmeydi. Yalnız benim anlamadığım medyanın da CHP’yi başarılı bulmasıdır. Sanırsınız ki CHP açık ara birinci parti çıktı. Kimsenin dikkat etmediği veya benim göremediğim bir şey var, hiç bir siyasi partinin il genel meclisi oyları ile belediye oyları arasında 5 puanlık fark yok. Bu aslında çok şeyi gösteriyor ama insan görmek istemedikten sonra yapacak fazla bir şey yok.
Sonuç olarak, çok kapsamlı bir seçim değerlendirmesi yapıp, yazıyı uzatıp okuyanları (eğer varsa tabi) sıkmak istemem.
Bu seçim bir şeyi daha göstermiştir ki sağdan sola, soldan sağa oy çıkmaz. Seçmen rasyonel falan değildir (nasıl da lafı gene buraya getirdim ama), önce kendini konumlandırır (sağ-sol, dinci-laik, kürt-türk diye) ve oyunu ondan sonra verir.
Söylemeden geçemeyeceğim kişisel olarak en büyük hayal kırıklığını Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde yaşadım, bundan da bir sonraki yazıda bahsedeceğim.