Çarşamba, Aralık 30, 2009

Ankara Ankara Güzel Ankara












Alttaki linke tıklarsanız Ankara'da yeni yılda ulaşıma yapılacak zammın detaylarını bulabilirsiniz, Gökçek'i bilenler için sürpriz olmayan ama can sıkan bir haber.

Benim anlamadığım haberin son satırında "yolcu başına ortalama 58 kuruş zarar" edildiğinden bahsediliyor. Bu nasıl oluyor?

Benim görebildiğim kadarıyla otobüslerin zarar etmesinin imkanı yok. Çünkü şoförlerin maaşı, otobüslerin benzini ve bakımı dışında bir maliyet yok gibi görünüyor ve çoğunlukla otobüsler kapasite fazlası ile çalışıyor. Tabi sonuçta dışarıdan maliyetler hakkında kesin bilgiye ulaşmak mümkün değil ama şöyle bir Aristo mantığı kuruyorum: Belediye otobüsleri dışında bir de özel halk otobüsleri var ve gene bildiğim kadarıyla bunlar sağlam kar ediyor yoksa bir hat ortalama 400-500 bin lira hatta 1 milyon lira olmaz.

Eğer halk otobüslerinin kar edip belediye otobüslerinin zarar ettiği bir durum varsa bunun sorumlusu doğrudan belediyedir bana göre. Bu işi becerememektedir demektir bu. Yok bu yapılan zammı meşru hale getirmek için söylenen bir yalan ise o zaman sadece PES artık diyebilirim ama gene de şaşırmam (neden acaba ?)

Bu konuda bir bilgisi olan varsa aydınlatırsa sevinirim.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=969778&Date=30.12.2009&CategoryID=80

İyi Yıllar


Bastığın Yeri Yaya Geçidi Diyerek Geçme, Tanı!


Portekiz’de trafik kazalarında ölen yayalara dikkat çekmek için yapılmış bir kampanya.
Trafik kazalarında ölenleri anmak, konuya politikacıların ve halkın dikkatini çekmek için, ana arterlerde bulunan yaya geçit çizgilerinin üzerine ölen kurbanların isimleri yazılmış.

Salı, Aralık 29, 2009

Yarık Yollar Diyarı: Ankara

Sanırım blogların amaçlarından biri de içinde kalanları doyasıya dökmek. İşte tam da bu sebepten kaleme alınmış bir yazı bu: Dün sabah saat 8:50-9:00 saatlerinde yolum necatibey caddesinden geçme gafletine düştü. Adamlar (ki kendilerini Melih’in suvarileri veya belediye olarak da adlandırabiliriz) yolu dikine kazmışlar.
Aslında bu kazma/delme yontemine ankaralılar son 3 aydır pek de yabancı değil. Birçoğumuz mahallesindeki caddelerde, sokaklarda kaldırımdan 50 santim uzaklıkta bir çukurla karşılaşmışızdır. O çukurların aynısı fakat bu sefer yolu dikine kesmisler, vücuduna neşter vurulmuş insan bedeni gibi kan ağlıyor yol.
Çukura girip tekrar yolunuza devam edebilmeniz için neredeyse durmanız lazım. Yaklaşık bir saatimi başkasının tabağından yeme heveslisi şerit canavarlarıyla çukurun içinde savaşarak harcadım. Belediyemiz sanırım şu zihniyetle hareket ediyor: şerit canavarları (trafik canavarın bir üst modeli olan bu yaratıklar yolu sadece kendilerine ait bir lebensraum sanarlar) nasılsa bir yolunu bulur ve hendeği bile aşmayı başarır. Başka türlü yolu o şekilde yarıp olduğu gibi bırakmak açıklanamaz. Adamlar çatır çatır bir saatimizi yiyiyorlar ve bunun için yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Oysa ki Avrupa’da böyle mi?....:)

Pazartesi, Aralık 28, 2009

Avatar


"Yüzyılın filmi" olduğu iddia edilen sinema tarihinin en yüksek bütçeli filmi "Avatar" ı hafta sonunda izledim. Sonda söylenmesi gerekeni başta söyleyeyim filmi çok ama çok abartmışlar. Ben beğenmedim ve boşa geçen 3 saatime yandım. (Ha o üç saatte çok mu faydalı aktiviteler yapacaktım, o başka konu ya, neyse).
Yiğidi öldür hakkını ver derler o yüzden başta belirtmek lazım, film tam bir görsel şölen. Adam yani yönetmen (James Cameron ki aynı zamanda Titanic'in de yönetmeni) inanılmaz bir dünya kurmuş. Hayalgücü olağanüstü, kafasındaki bu dünyayı bizlere gösterebilmek içinde paranın canına okumuş. En iyi görsel efekt dalında Oskar'ı kesin alır. Hatta en iyi kostüm ve en iyi makyaj ödülüde alır, ama işte o kadar.
Görsellik kısmını çıkarın geriye elinizde 8. sınıf bir Hollywood filmi kalıyor. Senaryo o kadar klişe, o kadar sıradan ki, hiç bir yerde en ufak sürprizle bile karşılaşmıyorsunuz. Çoğu Hollywood filminde görülen stereotype'lar (kelimenin türkçesini bulamadım kusura bakmayın) aynen burada da kullanılmış: Kötü adam, esas oğlan, olmaması gereken aşk, güçlü kötüler, inançlı iyiler, kötülüğün galip gelmesi beklenirken iyiliğin bir şekilde kazanması. Kısacası daha önce 1001 kere izlemiş olduğumuz klişeler.
Akira Kurosawa'nın söylediği şöyle bir laf var:"İyi bir yönetmen, iyi bir senaryo ile başyapıtlar üretebilir; aynı senaryo ile vasat bir yönetmen, ancak sıradan bir film yapabilir. fakat kötü bir senaryo ile çok iyi bir yönetmen bile iyi bir film yapamaz." Bence Avatar tam da bu tanıma uyuyor.
Maalesef kötü bir senaryodan bu kadar para harcanmasına karşın ancak bu çıkar, o yüzden Avatar yüzyılın filmi değil bence yılın filmi bile olamaz.

Perşembe, Aralık 24, 2009

Gürsel Tekin ve Hayal Kırıklığı


Dün televizyon kanalları arasında dolaşırken SKY Türk'te Enver Aysever'in programında CHP İstanbul il başkanı Gürsel Tekin'e rastladım. Bilmeyenler için burada bir parantez açmak istiyorum, Gürsel Tekin şu an da CHP içinde Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte yükselen yıldız. Özellikle medya da çokça yer buluyor ve CHP'nin bazılarına göre halka açılma (o ne demekse) projesinin mimarı olarak görülüyor. Kısaca, Deniz Baykal'dan sıtkı sıyrılanlar ama CHP'den umudunu kes(e)meyenler için bir anlamda yürek ferahlatıcı kişi olarak bakılıyor.
İzlemeye başladım ve kelimenin tam anlamıyla sükut-u hayale uğradım. Çünkü konuşmaları tam anlamıyla 30 yıldır duyduğumuz klasik siyasetçi tarzı. Deniz Baykal'ın ne kadar demokrat olduğunu, CHP'nin şu an en demokrat parti olduğunu, karşıt fikirlerin çok rahat parti içinde ifade edilebildiğini gerçekten bunlara inanıyor gibi anlatıyor. Kimse tabi ki ondan genel başkanı hakkında olumsuz söz söylemesini beklemiyor ama kantarında bir topuz var ya. İnsaf biraz yani, insanların gözünün içine baka baka böyle de denmez ki.
Mesela kadınlarla ilgili söz açılınca, bu konuda da en ileri partinin uzak ara CHP olduğunu söylüyor. Bir insaf da burada, en basitinden kadın milletvekili oranlarına bile bakılsa gerçeğin öyle olmadığı görülüyor; AKP % 8, CHP %9, MHP %2, DTP %45.
İnsanları salak yerine koymanın ne anlamı var anlamıyorum. Benim izlediğim kısımlarda Sayın Tekin hangi konu olursa, en iyisini biz yaparız modunda. Herhangi bir öz eleştiri yapmıyor. Klasik politikacı derken tam da bunu kastediyordum.
Bir örnek daha vermek gerekirse, sunucu CHP'de daha üst görevler almak istiyormusunuz diyor, Sayın Gürsel'in cevabı: İstanbul il başkanlığı zaten çok üst düzey, çok onurlu bir görev, başka bir yerde gözüm yok diyor. Şimdi bu lafa ne denir bilmiyorum. Bu laflara inanan oluyor mu bilmiyorum ama ben hiç inanmadım.
Mesela bir örnek daha vereceğim (dayanamıyorum artık nasıl hayal kırıklığı yaşamışsam), Başbakanı CHP'ye cibilliyetsiz dedi diye doğal olarak eleştiriyor. Eleştiriyorda nasıl eleştiriyor. Vay efendim bu parti Atatürk ve İnönü'nün partisiymiş. O yüzden böyle konuşamazmış. Nasıl yani, CHP Atatürk'ün ve İnönü'nün partisi olmasa böyle konuşabilir mi Başbakan o zaman. Yani MHP'ye cibilliyetsiz dense sorun yok. Böyle saçma bir eleştiri olur mu Allah aşkına.
Klasik, ben hep doğrusunu bilirim, ben neylersem güzel eylerim, hiç hata yapmam, hiç özeleştiri yapmam tarzı politikacılardan sıtkım sıyrıldı artık.
Daha fazla klasik politikacı görmek istemiyorum ama yeni dedikleri de hep eski çıkıyor nedense.
Umarım bu böyle fazla gitmez.

Pazartesi, Aralık 21, 2009

Başarı Nedir?

"Başarı sabahları erken kalkıp, akşamları geç yatıp ve aradaki sürede istediğini yapmaktır" demiş Bob Dylan. Ne de güzel demiş.
Bu açıdan bakıldığı zaman kendimi ve çevremdeki insanların ne kadar başarısız olduğunu görmek mümkün.
Ama onun dediği gibi de başarılı olmak günümüz dünyasında mümkün mü, onu da bilmiyorum.
Benim bildiğim bu şekilde istediği!!! hayatı yaşayan hiç kimse yok.
Bu anlamda "başarılı" örnekler biliyorsanız, paylaşırsanız sevinirim.

Perşembe, Aralık 17, 2009

Bahçelievler Cumhuriyet Lisesi 1981


Yıl 1981, 12 Eylül darbesi yapılalı yaklaşık 1 yıl oluyor. Sanıyorum sonbahar mevsimi, liseler yeni açılmış. Herkes yeni takım elbiseler, gömlekler, kravatlarla yeni döneme hazırlanmış. Kadife pantalonum her gün giyilmekten dizleri yer yapmış. Kaşe ceketim tüylenmiş ve solmuş. Evde yarım ekmek içine zeytin konarak hazırlanmış öğle yemeğini (çantada eziliyor diye) ceketimin cebine sığdırmaya çalışmaktan cebim epeyce bollaşmış. Harun şaka olsun diye elişi dersinde maket bıçağıyla ceketimin arkasını kesiyor. Yapacak birşeyim yok, ceketimde kesik var diye ceket alacak değilim ya, her gün Uhu ile yapıştırıyorum kesik yeri, öyle giriyorum derslere... şaka olsun diye...
Uğur'la Volkan önümdeki sırada oturuyorlar. Sınıfın en uzunu olduğumdan en arka sıradayım her zaman. Din dersleri seçmeli o zamanlar. Uğur mecburen giriyor din dersine . Ben, Volkan, Dilek, Birol ve birkaç kişi daha bahçedeyiz genelde.
Uğur bu yazı hastanede geçirmiş olmalı. Orta-2'ye başlamadan daha şeker hastalığına yakalanmış. Sonunda her gün insülin iğnesi olması ve iyi beslenmesi şartıyla salıvermişler okula... Önce iğne yapmayı öğreniyor, çok geçmeden de dans etmeyi...
Liseye geldiğinde dans yarışmasında Cumhuriyet Lisesini temsil ediyor. Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu doluyor o gün, annem bile geliyor Uğur'u izlemeye.
Az daha unutuyordum. Kaşarlı tostları çok güzel oluyor okul kantininin, her zaman yiyemiyorum. Ayda yılda bir... Çoğunu Uğur ısmarlıyor. O haftalık harçlık alıyor, ben sadece yol parası.
Öğlenciyiz okulda, tam gün okul yok. Volkan evde yalnız oluyor, sabahları ona uğruyorum önce. Belki ders bile çalışıyoruz haylazlıktan vakit kalırsa. Sonra Uğur'u alıp gidiyoruz okula.
Okulun basketbol takımındayım, voleybol ve hentbol aynı zamanda. Ama ayakkabı bulabilirsem gidiyorum idmanlara. İthal markalar yok o zamanlar. Benim paramda ancak Mekap'a yetiyor. O yıl amcam bir Converse buluyor arkadaşından. Biraz kullanılmış, 44 numara, boğazlı ve beyaz. Ben coşuyorum tabii, ayaklarım 41 numara ama olsun, Converse için canım feda...
Basketbol merakım yıllarca sürüyor, üniversiteye kadar. Pazar günleri idman var. Akşam altıdan sekize kadar.
Her pazar idman çıkışı Uğur'a uğruyorum, eve... O odtü'de şehir planlama okuyor ve genelde küsler babasıyla. Uğur'da walkman var, saçları da biraz uzunca. Ben gelince tost yapıp ve çay içiyoruz çoğunlukla. Ama hep Dire Straits dinliyoruz, daha kulağımda hala...
23.15'de son Ümitköy otobüsü kalkıyor, yakalamalıyım onu, yoksa kalırım daha, çay oldukça...

Salı, Aralık 15, 2009

Aydın Güven Gürkan Vakfı Kurulsun, Logosu da Bu Olsun


Aydın Güven Gürkan aramızdan ayrılalı 22 Ocak'ta 3 yıl olacak. Ben eski yazılarına, konuşmalarına ulaşmaya çalışıyorum bir süredir, nafile...
Aydın bey'in siyaset bilimi bölümlerinde ders olarak okutulacak derinlikte kurultay konuşmaları vardı. Hele en son Deniz Baykal'ın seçildiği bir kurultayda konuşma yapmıştı, hala tüylerim diken diken olur. 4500 kişilik Atatürk Spor Salonu'nda 6000 kişi var. Salona Baykal hakim. Aydın bey kürsüye çıktı, çıt yok salonda...
Evet çıt yok, ölüm sessizliği ancak böyle olur, gerçekten nefesler tutulmuş, Aydın bey ne söyleyecek diye bekliyor herkes.
Bir konuşma bu kadar iyi örülür, bu kadar ustaca, bu kadar filozofça bir içerik, müthiş bir entellektüel derinlik olur, hala unutamıyorum.
...
Şimdi bunların metnini bulmaya çalışıyorum, olmuyor.
Buna canım sıkıldı. Acilen Aydın Güven GürkanVakfı kurulsun. Adam gibi, yazılarını, konuşmalarını, canlı tarih çalışması ile unutulmaz yakın tarih anılarını toplasın, yayınlasın.
Aha da logosu bu olsun. Benden söylemesi...

Pazartesi, Aralık 14, 2009

Çankaya'nın Taşına Bak, Üstümün Çamuruna Bak.

Kış geldi, Çankaya'da oturanlar için kaldırımda yürümek gene mayınlı tarlada yürümeye benzemeye başladı. 11 yıldır Çankaya'da oturuyorum. 4 farklı başkan gördüm ama kışın kaldırım taşlarının yerinden oynamasından dolayı altına su dolup insanların üstünün başının çamura batması olayı hiç değişmedi. Bu gerçi sadece Çankaya belediyesinde olmuyor, Büyükşehir'in yetki alanına giren kaldırımlarda da oluyor. Ama Büyükşehir'i zaten 15 yıldır Gökçek yönettiği için ben umudu çoktan kestim oradan.
Beni Çankaya ilgilendiriyor. CHP'nin bu konjoktürde (Kaç yıldır iktidar olamamış, belediyelerde durumu iyi değil, Ankara'yı ve İstanbul'u son 3 seçimde kaybetmiş, Ankara'da elinde çok fazla belediye yok, herkesin gözü Çankaya'da) Çankaya'yı bu kadar sallamasına anlam veremiyorum.
Çankaya gündüz nüfusu neredeyse 2 milyonu bulan bir ilçe. Ankara'nın hatta ülkenin kalbi Çankaya'da atıyor. Ama belediye ben kendimi bildim bileli hep umursamaz, iş yapmaz bir görüntü çiziyor. Seçimlerin üzerinden yaklaşık 8 ay geçti ama yeni başkanında diğerlerinden bir farkı olmayacağı belli oldu.
Sırf ideolojik nedenler dolayısıyla Çankaya'da %60'a yakın oy alan CHP, ülkedeki kutuplaşma böyle devam ettği sürece, Çankaya için etkili ve iş yapan bir aday çıkarmayacak ve Çankayalı'nın çilesi hep devam edecek diye düşünüyorum.

Cuma, Aralık 04, 2009

Yeni Sol Partiler

"Solda yeni parti geliyor". Son yıllarda Türkiye'de en çok duyulan cümlelerden birisidir bu. Sürekli olarak CHP'nin sol bir parti olmadığından gerçek sosyal-demokrat bir partiye ülkenin ihtiyacı olduğundan bahsedilir. İşin ilginci, bu cümleyi soldaki insanlar kadar sağ görüşlü insanlarda kullanır. Hep bir hasretten bahsedilir. Fakat bu kadar hasret içinde vuslata ermek şimdiye kadar mümkün olmamıştır.

Şuanda iki tane yukarıda bahsettiğim, ülkece özlenen ve beklenen! partiyi kuracağını açıklayan oluşum var. Bir tanesi Mustafa Sarıgül'ün başlattığı hareket ki içinde (eski) CHP'lilerden Tarhan Erdem, Hikmet Çetin gibi ağır topların olduğundan bahsediliyor. İkinci ise SHP, Fuat Keyman, Ufuk Uras, 10 Aralık Hareketi ve son açıklamalardan anladığımız kadarıyla Alevilerinde içinde olduğu bir oluşum. İkiside (doğal olarak) iddialı geliyor ve söylemlerinde sadece CHP tabanına değil çok daha geniş bir kitleye hitap ettiklerini belirtiyor.

Açıkcası ikisininde başarılı olacağını düşünmüyorum. İkisininde farklı dezavantajları var. İlkinde Sarıgül yüzümüzün bir tarafı Özal'a, öbür tarafı Erdal İnönü'ye dönük derken aslında partinin ideolojik bir duruşunun olmayacağını söylüyor bana göre. İkisinin ortak özelliğini bulmak deveye hendek atlatmaktan daha zor bana kalırsa, zıtların uyumu diye bir laf vardır ama o lafın burada işe yarayacağını sanmıyorum. Bu tamamen seçmen kitlesini mümkün olduğunca geniş tutmak için söylenen kulağa hoş gelen ama içi boş bir laf. İnsanların buna kanacağını sanmam ama işin işine medya girerse ne taraf evrileceğini tahmin etmek güç. Ama şimdilik zor diyorum bu hareketin tutmasına.

İkincisinde, dezavantajları daha farklı, öncelikle ortalıkta henüz bir lider görünmüyor. Türkiye gibi liderin hareketin önüne çok rahat geçebildiği bir ülkede sadece ideoloji ve programla yüksek oy almak mümkün değil. Bu hareketin başka bir önemli dezavantajıda Ufuk Uras. Katılıp katılmayacağı kesin değil bildiğim kadarıyla ama eğer katılırsa bu hareket doğrudan ölü doğabilir. Çünkü Ufuk Uras ismi kamuoyunda denenmiş ve yıpranmış bir isim. O yüzden hep yıllardır beklenen "yeni sol" hareketin, bu hareket olmadığını düşünecek insanlar.

Sonuç olarak, bu iki hareketten açıkçası çok fazla bir şey bekle(ye)miyorum. Ama tabi ki zaman gösterecek herşeyi.

Perşembe, Aralık 03, 2009

TRT - YÖK ve Çarpıtma

Yaklaşık 1 ay önce kanallar arası geçiş yaparken TRT'de haberlere rastladım ve izlemeye başladım. Ekranda "Üniversite öğrencilerine kolaylık" yazmışlar, haberi veriyorlardı. YÖK'ün üniversitelerle ilgili yeni bir değişikliğe gideceğini, böylece öğrencilerin hayatının daha da kolaylaşacağını söylüyordu. Acaba nasıl kolaylıklar düşünüyorlar derken, başladılar yeni kolaylıkları vermeye: İkinci öğretim öğrencileri derslerinde başarılı olurlarsa birinci öğretim harcı verebilecek, odü-boğaziçi gibi yabancı dille eğitim yapan üniversitelerin hazırlık sınıfında başarısız olan öğrenciler, başka üniversitelerin aynı bölümlerine geçebilecek.
Bi an şaşırdım çünkü bu konular zaten yıllardır üniversitelerde uygulanan prosedürlerdi. Acaba yanlış mı yapıyorlar haberi diye düşünürken bir iki değişiklikten daha bahsetti TRT, YÖK üniversitelerin bütçelerinden belirli bir bölüme el koyup kendisi bir araştırma fonu oluşturacak ve kendi uygun gördüğü projeleri destekleyecek ve yandal ve anadal konularında kararı artık üniversiteler değil YÖK verecek. Yani YÖK'ün üniversiteler üzerindeki etkisi artık daha fazla olacak.
Bunu duyunca tamam dedim, TRT burada tam bir dezenformasyon yapıyor,YÖK'ün yeni uygulamasının tepki çekmemesi için haberi çarpıtarak yanlış bilgi veriyor.
Ertesi gün gazetelerde bununla ilgili haberle çıkar diye düşünürken sadece haber7 bu uygulamayı TRT gibi çok olumlu bir şekilde vermiş.
http://www.haber7.com/haber/20091119/YOKun-devrim-niteligindeki-yeni-taslagi.php

Bunun üzerine ne denir bilmiyorum, YÖK'ün ve TRT'nin yaptıklarının artık ne boyutlara geldiğini gösteren çok güzel bir örnek olay bu.
Eskilerin deyişiyle, "Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete"

Salı, Aralık 01, 2009

Mümtaz Er Türköne'den Muhteşem Açıklama

Bu ülke hiç bir şeyden çekmedi şu kendine liberal diyenlerden çektiği kadar. Geçen gün televizyonda şanlı liberal Mümtaz Er Türköne'ye rastladım. Dersim isyanı ile ilgili konuşuyordu ve dedi ki, oradaki isyanın asıl nedeni jandarmanın bir kürt kadınına tecavüz etmesidir.
Şimdi bu lafın üzerine ne denir ki, Cumhuriyet tarihinin en büyük isyanlarından birinin sebebi buymuş, yoksa oraların tarih boyunca görece özerk olmasının, cumhuriyet kurulunca bu yapılarını kaybetmek istemeyen, vergi vermek istemeyen aşiretlerin huzursuzluk çıkarmasının hiç bir etkisi yokmuş.
Allah akıl fikir versin demekten başka diyecek bir şey yok. Bu kadar büyük bir isyanı bu şekilde açıklamaya mahalle kahvesinde bile rastlanmaz. Ama insan profesör olunca rahatlıkla bunu söyleyebiliyor.
Zaten amaç üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğu için amaca giden yolda her şey mübah bu arkadaşlara.
Makyavel görseydi bu günleri bu kadarını ben bile düşünemezdim derdi herhalde.