Salı, Şubat 23, 2010

Hasan Cemal vs Sami Selçuk

Malumunuz Hasan Cemal (HC) uzun zamandır Milliyet gazetesinde yazıyor. Özellikle son zamanlarda hükümet destekçiliğini biraz! abartmış durumda. Son yargı krizinde de HSYK'yı suçlayan bir yazı yazmış (20 Şubat 2010. Dünyanın değişik ülkelerinde yargı organlarına üye seçimi yapılırken parlamentoların ne kadar etkin olduğunu belirtip, bunu demokrasinin olmazsa olmaz şartı olarak koymuş ve Türkiye'nin de birinci sınıf bir demokrasiye sahip olabilmesi için yargıya üye seçerken meclisin çok daha etkili olmasının gerektiğini yazmış.

Diyeceksiniz ki ne var bunda, daha doğrusu haber niteliği ne bunun. Çünkü ne bu fikirleri HC'nin söylemesi sürpriz ne de bu fikirlerin hükümet lehine olması sürpriz amma velakin buradaki meseleyi anlamak için gazeteyi elinize almanız gerekli. HC 19. sayfada yazıyor, 18. sayfada ise yani HC'nin köşesinin tam karşısında gazete, Sami Selçuk'un konu ile ilgili görüşlerini koymuş. Burada bir parantez açalım Sami Selçuk Yargıtay Onursal başkanı olmakla birlikte genelde liberal bir hukukçu olarak bilinir ve ikinci cumhuriyetçi denilen kesimin sevdiği bir isimdir.

Sami Selçuk bu yargı krizi ile ilgili kararı verme yetkisinin HSYK'da olduğunu karar ideolojiktir demenin yetki gaspı olduğunu söyleyip ölüm vuruşunu yapmış: “Bugün TBMM’de seçilen milletvekillerinin hemen hepsi ne milletin ne de bölgenin vekilidir. Genel başkanlarının vekilidir. Meclisimizde yüzde 10 barajı var. Böyle bir Meclis’ten sağlıklı bir kurum oluşturamazsınız. ‘Kendi adamımızı Anayasa Mahkemesi’ne, HSYK’ya seçiyoruz’ izlenimi verirseniz güven olmaz”.

Bir nevi HC'nin dediklerine cevap vererek, HC'nin söyledğinin demokrasi ile alakası olmadığını çok güzel vurgulamış.

Açıkçası, karşılıklı sayfalarda Sami Selçuk'un adeta HC'ye cevap vermesinin, tesadüf denk geldiğini düşünmüyorum. Artık kendi gazetesinin bile HC'ye tahammülünün kalmadığının güzel bir resmidir bu.

Bu Hasan Cemal'in yazısı:

http://www.milliyet.com.tr/yargi-da-asker-de-hukuk-un-ustunde-olamaz-eger-demokrasi-diyorsak-/hasan-cemal/siyaset/yazardetay/24.02.2010/1201485/default.htm?ver=35

Bu da Sami Selçuk'un haberi:

http://www.milliyet.com.tr/selcuk-o-karar-sadece-hsyk-nin-yetkisinde/siyaset/haberdetayarsiv/24.02.2010/1201456/default.htm?ver=75

Cumartesi, Şubat 20, 2010

AKP'nin Sırrı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 18 Şubat 2010 tarihinde 2009 yılına ait yaşam memnuniyeti anketi sonuçlarını açıkladı. 2003 yılından beri bu anket her yıl yapılıyor ve insanların mutlu olup olmadığı ölçülmeye çalışıyor. Aşağıdaki linkte TÜİK'in basın açıklaması ve orada 2009 yılına ait sonuçlar ile anketin methodolojisini bulabilirsiniz.

Ancak, asıl önemli olan ankette vatandaşa kamu hizmetlerinden memnun olup olmadığı da soruluyor. Referans gazetesi sağolsun 2003'ten beri kamu hizmetlerinde ki memnuniyet oranını bir tablo içinde vermiş. Başka her hangi bir yerde göremedim ve bunun hakkında hiç yorum yapılmamasına da çok şaşırdım çünkü tablo AKP'nin son yıllardaki üstün başarısının sırrını veriyor.

Kamu hizmetini, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, adliye ve asayiş olarak 5'e bölmüşler ve vatandaşa ne kadar memnun olduğunu sormuşlar. Sonuçlar aşağıdaki tablodaki gibi çıkmış. Bence bu tablodan çok şey okumak mümkün ama satırbaşlarıyla geçecek olursak,

En başta AKP'nin büyük başarısının altının boş olmadığı, vatandaşın devletten daha iyi hizmet almasının sağlandığı sonucunu çıkarmamız gerekir.

2009'u hariç tutarsak tüm hizmetlerdeki (adliye hariç) memnuniyet 2003 seviyesinin üzerinde ama özellikle sosyal güvenlik, sağlık ve asayişte memnuniyet oranları muazzam artmış. Bu yüksek artışlarda oy olarak AKP'ye geri dönmüş.

Bütün göstergelerin en yüksek değeri aldığı yıl 2007 yani AKP'nin %47 aldığı zaman, 2007'den sonra bir düşüş var bu da demek ki AKP bir daha o oyu alamayacak.

Peki ne civar oy alacak diye acaba bize bir öngörü yapma şansı veriyor mu bu anket diye düşünülürse bence veriyor. Hani muhalefet bu aralar erken seçim istiyor ya, ben de neye güveniyorlar diye merak ediyordum, bu anketin son durumuna baktığım zaman bir kez daha neye güvendiklerini anlayamıyorum. Sosyal güvenlik ve adalette keskin bir düşüş var evet ama onun dışındakiler 2007'ye yakın durumdalar. Yani vatandaş hükümetten memnun görünüyor. Ki ben adaletin oy verme konusunda çok etkili olduğunu düşünmüyorum (bu da başka bir yazı konusu). Sadece, sosyal güvenlik konusunda vatandaşın hükümetten memnun olmaması bence AKP'nin tek başına iktidarı kaybetmesine engel olmaz.

Eğer farkındaysanız muhalefetin özellikle de kamu hizmetini daha iyi yaptığı teoride! bilenen solun partisi CHP'nin şu anda verilen kamu hizmetini nasıl daha ileriye taşıyacağına dair herhangi bir programı yoktur. Muhalefetin insanlar için yaşamsal önemde olan bu konularda önerileri olmadığı sürece daha önceki yazılarımda da dediğim gibi AKP iktidarı kolay kolay gitmez.

KAMU HİZMETLERİNDE MEMNUNİYET NASIL (%)
2003 2004 2005 2006 2007 2008 2009
SOSYAL GÜVENLİK
Memnun 40,2 52,5 61,6 63,8 73,8 71,5 58,9
Değil 24,6 22,6 15,1 14,4 8,1 9,4 10,8

SAĞLIK
Memnun 39,5 46,9 55,3 52,3 66,5 63,4 65,1
Değil 21,2 33,2 25,6 29,7 18,3 19,9 19,3

EĞİTİM
Memnun - 48,7 52,4 55,1 59,9 56,9 58,1
Değil - 26,2 23,8 23,4 20 23,3 19,7

ADLİYE
Memnun 45,7 44,7 38,9 45,2 48,8 45,3 38,7
Değil 17,5 13,1 13 11,1 9,6 10,8 10,2

ASAYİŞ
Memnun 57,9 71 69,2 70,7 77,6 75,9 77,1
Değil 12,6 13,5 15,7 14,5 9,9 11,2 10,6



http://www.tuik.gov.tr/Start.do

Salı, Şubat 16, 2010

Toplama ve Çıkarma ile Manipülasyon

Pazar akşamı bir kanalda Acun Ilıcalı'nın yeni programı Yetenek sizsiniz vardı. Yarışmacılardan bir tanesi matematik dehası olarak tanıtıldı ve yeteneğini sergilemeye başladı.

Önce 6 basamaklı iki sayıyı kafasından çarpttı. İtiraf etmek gerekirse gerçekten çok zor bir şeyi başardı ve haklı olarak çok alkış aldı. Bunun üzerine bir gösteri daha yapacağını söyledi. Dananın kuyruğu da orada koptu zaten.

Dedi ki, ben 4 tane 4 basamaklı sayı yazacağım tahtaya sonra siz 4 basamaklı 8 sayı söyleyeceksiniz ve ben 12 sayının toplamını siz bu 8 sayıyı söylemeden bir yere yazacağım. Baktığınız zaman bu iş artık matematik değil basbayağı falcılığa giriyor, stüdyodakiler doğal olarak dumur oldu. Sonra yarışmacı gösteriye başladı. Dediği gibi 4 sayıyı tahtaya yazdı. Stüdyodakiler 8 sayıyı söylemeden önce çıkacak sonucu yazdı. Acun ve jüri 8 sayıyı söyledi. Sonra da bazı hesaplar yapıp şifre diye bir sayı buldu, bu şifreyi diğer 12 sayıyla topladı ve Bingo!!! sonuç önceden yazdığı kağıttaki sayı çıktı.

Stüdyodakiler inanılmaz bir alkış kopardı, Jüridekiler çok şaşırdı hele Ali Taran Allah bilir ne teoremler kullanıp hesaplamışsındır falan dedi.

Herşey iyi güzelde, bu hesaplamada kullanılan matematik teoremini bilmeyeni ilkokulda 1. sınıftan 2. sınıfa geçirmiyorlar. Yarışmacının kullandığı muhteşem teorem hepimizin bildiği toplama ve çıkarma.

Olayı basitçe şöyle açıklayalım, yarışmacının yazdığı ilk 4 sayının toplamı a olsun, daha sonra sonuç olarak çıkacağını yazdığı sayı d olsun. Jürinin söylediği 8 sayının toplamı b olsun. Böyle bir durumda biz ne bekliyoruz, d=a+b olacağını dimi?
Ama yarışmacının hinliği burada ortaya çıkıyor. Şifre diye yazdığı sayı ki biz buna c diyelim, c=d-a-b şeklinde c yi buluyor. Sonra diyorki a+b+c=d olacak ve bize kendisinin bildiği ama bizim bilmediğimiz bir tarafta yazdığı d sayısını gösteriyor. İlkokul 1. sınıf öğrencilerinin çözeceği bir problemi anlatıyor bize ve matematik dahisi olarak tanıtılıyor.

Önce dedim ki, canlı yayının etkisi yarışmacının yaptığı hinlik fark edilmemiş olabilir ama bugün Akşam gazetesi yarışmayla ilgili "4 basamaklı 12 sayının toplamını 8 sayıyı bilmeden hesaplayan Mustafa Erdem" diye bir haber vermiş.

Valla ne diyeyim, medyanın durumuna mı laf ediyim, insanların adamın bu yaptığını anlayamamış olmasının absürdlüğüne mi bilemiyorum ama bildiğim bir şey var yıllardır siyasetçilerin bu ülkede nasıl olur da bu kadar halkı kandırabildiklerini şimdi daha iyi anladım.

http://www.aksam.com.tr/2010/02/16/haber/magazin/2692/halk__bilal_ugur__dedi__rain_man__veda_etti_.html

Cuma, Şubat 12, 2010

Ankara'ya Tramvay Geliyor.

Ankara Büyükşehir Belediyesinin efsanevi! başkanı Melih Gökçek'in son bombasından haberi olan var mı bilmiyorum? Ben hemen haberi olmayanlar için müjdeyi veriyim. Güzide başkentimize yakın zamanda tramvay gelecekmiş.

Toplam dört hat açmayı düşünüyorlarmış, ama ilk açılacak hat Kızılay-Altındağ-Mamak hattı olacakmış. Yalnız tramvayın nasıl bir yol izleyeceği gibi önemsiz! bir haberi bültene koymamışlar. Yani yolları mı daraltacaklar, yoksa başka bir formül mü düşünülüyor henüz bilen yok sanirim.

Hani bir laf vardır, bütün kuşları yedik bi leylek kaldı diye. Durum aynen budur bence.

Metronun durumunu merak edenler için onu da söylemeden geçmeyelim, Metronun maliyeti çok yüksek olduğu için (yaklaşık 1,2 milyar dolar) ulaştırma bakanlığına devrediliyor. Bakanlıkta metroyla ilgilenebilmek için meclisten bir yasanın geçmesini bekliyor. Yani daha metroyu çook bekleriz biz.

Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar

Bu akşam (12 Şubat) Başbakan Show Tv'de Ali Kırca'nın sunduğu Siyaset Meydanına çıkacakmış. Başbakanla beraber 5 gazeteci de programda olacakmış. Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı, Sabah gazetesi yazarı Mehmet Barlas, Yeni Şafak gazetesi genel yayın yönetmeni Yusuf Ziya Cömert, Akşam gazetesi genel yayın yönetmeni İsmail Küçükkaya ve Hürriyet gazetesi yazarı Vahap Munyar Başbakana soru soracak şanslı! gazeteciler. Ekibe bakın be, maşallah hepsi birbirinden muhalif !!!

İnsaf ya, böyle körler sağırlar birbirini ağırlar tarzı bir program da yapılmaz ki. Bu son zamanlarda ortaya çıkan yeni bir propaganda şekli. Başbakan güya gazetecilerin sorularını cevaplıyor ama ne hikmetse sorular hep çalıştığı yerlerden geliyor şöyle gerçekten ters köşe sorular pek gelmiyor. Başbakan hükümetinin ne kadar güzel işler yaptığını anlatıyor hep. Türkiye'yi bilmeseniz veya oradaki gazeteciler hakkında bir fikriniz olmasa, dersiniz ki hükümet Türkiye'de süper, başbakan da acayip demokratik, gazeteciler ne sorsa cevap veriyor.

Bunların yanında, Ali Kırca anlaşılmaz bir dönüşüm yaşıyor. Önce haberleri magazinleştirdi. Şimdi de AKP'nin kendini aklama kampanyalarına alet oluyor. İktidar bu kadar mıknatıs özelliği yüksek bir şey midir ki herkesi kendine çekiyor.

Sonuç olarak, daha öncede dediğim gibi medyanın bu kadar yanlı olduğu bir ülkeden cacık olmaz.

Çarşamba, Şubat 10, 2010

Türkçe vs İngilizce

Türkçe'ye İngilizce kelimelerin girmesinden dolayı bu durumdan yakınma uzun zamandır var. Fakat benim özellikle dikkat çekmek istediğim iki kelime var ki, neredeyse Türkçesi hiç yokmuş gibi medyada sürekli İngilizcesi kullanılıyor.

Kelimelerden birincisi "buton". İngilizcesi button olarak yazılıyor Türkçesi ise düğme, tuş. Türkçe'de kullanırken bir tane t yi atıp buton yapıyoruz. Butona basın deniyor sürekli, halbuki düğmeye veya tuşa basın da denebilir. Bence kulağı çok tırmalayan bir durum.

İkinci kelime ise bence daha önemli "start", Türkçesi başlamak demek. İlginçtir genelde kelimeleri Türkçeleştirirken okunduğu gibi yazarız ama bu kelimeyi aynen İngilizcedeki gibi kullanıyoruz. Partiler seçim startı verdiler diye yazıyor medya. Halbuki partiler seçim çalışmalarına başladılar dense, hem anlamı daha doğru olacak hem de Türkçesi düzgün olacak ama inatla ve ısrarlar İngilizcesini kullanıyorlar.

Bilmiyorum ben mi çok takıntılıyım ama bu durumdan hoşlanmıyorum. Sonuçta dil çok önemlidir. Bazı İngilizce kelimelerin Türkçe karşılığı olmadığı için kullanılması makul karşılanabilir ama Türkçesi varken sırf daha havalı olsun diye İngilizcesinin kullanılmasına karşıyım.

Salı, Şubat 09, 2010

Bülent Arınç'ın Kafa Yapısı


Bülent Arınç, Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu'nun odasını basması olayıyla ilgili olarak Fatih Altaylı'ya açıklamalarda bulunmuş. Demiş ki öncelikle yaptığım şeyde anormal bir durum yok sadece tonlamam biraz hatalı olmuş, biraz daha yumuşak tonda söyleyebilirdim.

Sonra da bombasını patlatmış: "Güldal Hanım'ın asıl kızma sebebi Meral Akşener'i örnek göstermiş olmam oldu sanırım, kadın psikolojisine aykırı bir şey oldu. Bir kadına başka bir kadını örnek göstermek, Güldal Hanım'a biraz ağır bir örnek gelmiş olabilir" demiş. Yani özrü kabahatinden büyük lafı için örnek verin deseler herhalde bundan güzel bir örnek bulmak zor olur. Böyle saçma sapan bir bahane üretilebilir mi? Açıkçası, özellikle kadın sivil toplum kuruluşlarından bir kınama bekledim ama ben henüz medyaya yansımış bir şey göremedim.

Asıl önemlisi, arka planda Mumcu'nun kadın olmasından dolayı egolarına yenildiğini ve ortada normalde büyütülecek bir şey olmadığını, asıl sorumlunun kadın olduğu için Mumcu olduğunu, halbuki o görevde bir erkek olsa hiç böyle bir sorun yaşanmayacağını söylemek istiyor.

Bence Arınç'ın kadınlarla ilgili bu bakış açısı gerçekten çok vahim, Türkiye gibi kadınların çok büyük sıkıntılar çektiği bir ülkede eski bir meclis başkanı ve şimdinin başbakan yardımcısı böyle konuşursa, kadın erkek eşitliğini sağlamayı nasıl başaracağız.



http://www.fatihaltayli.com.tr/content.cfm?content_id=5909

Pazartesi, Şubat 08, 2010

Deniz Baykal ve Süpersonik Vaadleri

Deniz Baykal, Fikret Bila'ya ilginç açıklamalarda bulumuş. Demirel gibi vatandaştan ödünç oy isteyeceğini, geliri olmayan ailelerde kadına 300 TL gelir sağlanacağını, seçim kampanyasında her evin kapısının çalınacağını, öğretmenliğin kariyer mesleği olacağını, emeklilere özel önem vereceklerini ve son olarak CHP'nin daha dinamik bir yönetim anlayışı sergileyeceğini söylemiş.
Bütün bunlara bakınca ben CHP'nin sittin sine iktidara gelemeyeceğini düşünüyorum. Ödünç oy almak ne demek ya, zamanında Demirel yapmış şimdi Baykal'da yapacakmış, bir de diyor ki ben Demirel gibi oy verin gerisine karışmayın da demiyorum, yani Demirel'i de aşıyorum anlamında kullanmış. Acaba CHP'ye ödünç kim oy verecek çok merak ediyorum, daha önemlisi ne vadediyor da Baykal ödünç oy istiyor gerçekten anlayamıyorum.

Gerçi sonrasında vaadlerini de sıralamış ama bana gerçekçi gelmedi açıkçası. Geliri olmayan ailelere 300 TL yardımı çok iddialı bir proje, bunun hesapları yapıldı diyor, diyorda bizimle de paylaşsa çok sevinirim, Demirel'in dediği kim ne verdiyse ben 5 fazlasını veriyorum vaadi gibi bence.

Seçim kampanyasında her evin kapısı çalınacak demek, şimdiye kadar biz bunu yapmadık demektir. İnsan kendi ağzıyla da kendini zor duruma sokabiliyor demek ki. Akılları başlarına daha yeni gelmiş anlaşılan, gene de güzel bir başlangıç,özellikle halktan kopuklukla eleştirilen bir parti için. Ama buna da nedense pek inanasım gelmedi. Çünkü bu yeni bir fikir değil, AKP'nin bütün seçimlerde yaptığı şey.

Öğretmenliğin kariyer mesleği olacağını söylemiş, güzel de ne demek kariyer mesleği ben anlamadım anlayan varsa bana anlatırsa sevinirim. Ayrıca sözleşmeli öğretmenlik kalkacak gibi beylik lafları söylemek kolay da bunun nasıl olacağını da anlatmak lazım.

Emeklilere önem vereceklerini söylemiş. Bunun meali emeklilere özel zam yapacağız demektir. İyi de sosyal güvenlik açığının bu kadar fazla olduğu ve önlem alınmazsa çok daha ciddi sorunlar çıkaracağı bir ortamda emeklilere fazladan zam hangi kaynaklardan yapılacak. Belli değil, sanırım Baykal Demirel'in sadece ödünç oy isteme stratejisini değil aynı zamanmda popülizmi dibine kadar yapma stratejisini de benimsemiş.

Deniz Baykal, söylediklerini yapacağına dair beni inandıramadı çünkü nasıl yapacağını söylemiyor. İktidardaki hangi parti bütün işssizlere 300 TL fazla para vermeyi, emeklilere daha fazla zam yapmayı istemez ki, sonuçta iktidar olabilmek için bu insanlardan oya ihtiyacı var. Mesele bütün bu vaadlerin nasıl yapılacağını anlatmak ve Baykal bunu yapmıyor. Tipik eski popülist siyasetçi tavrı çiziyor.

Bir de sona bıraktığım bir konu var, yönetimin dinamikleşmesi meselesi. Baykal bu konuya girdiğine göre CHP'nin yönetiminden ciddi şikayetler olduğunun farkında ve bunları değiştireceğini söylüyor, kusura bakmasın ama kimse bunu amiyane bir tabirle yemez. Yıllardır yönetimden şikayet var ve Baykal her seçim öncesi veya kurultay öncesi bir şekilde bu konuya girip yönetimin gençleşeceğini söylüyor ama hep lafta kalıyor. İnsanlar da bu kadar kandırılmaz artık.

Sonuç olarak Deniz Baykal'ın bütün bu söylediklerinin popülist söylemler olduğunu ve insanların bunlara inanmayacağını o yüzden de CHP'nin seçimlerde bir önce ne aldıysa aşağı yukarı aynısını alacağını düşünüyorum.

Allah sosyal demokratlara sabır versin bu ülkede. Bu gidişle çileleri hiç bitmeyecek.

http://www.milliyet.com.tr/baykal-demirel-gibi-oy-isteyecek/fikret-bila/siyaset/yazardetayarsiv/08.02.2010/1195419/default.htm?ver=90">