Salı, Ekim 26, 2010

Hiçbiri Benim Burnumu Bile Sulandırmaz

Radikal Gazetesi yeni formatıyla arz-ı endam etmiş bulunuyor. Ben de hemen ilk gün alıp inceledim ve ilk kez Hıncal Uluç ile aynı şeyleri düşündüm: Bu iş olmamış...
Bir kere hangi gazete de gördünüz "içindekiler" sayfası. Bu ancak dergilerde olur. Dergi tadında gazete yapmaya çalışılmış ama işin içine "haber" katmayınca tadı tuzu olmamış.
Neyse bu pazar gazetenin ekinde, yani "Radikal İki" ekinde Vedat Türkali söyleşisi vardı. Baştan sona keyifli bir söyleşi olmuş. Fakat sonu öyle bitiyor ki, insan yılların deneyimini, tecrübesini sadece bir cümleyle anlayıveriyor.
Ustaya sorulan soru şu: 1919 doğumlu olduğunuza göre cumhuriyet döneminin bütün siyasetçilerini yaşadınız. Sizce bütün başbakanlar arasında hangisi bir roman kahramanı olabilir?

Yanıtı da bu: Hiçbiri benim roman kahramanım olmaz. Mesela Recep Tayyip Erdoğan için Orhan Pamuk demiş galiba, yazar olarak insanın ağzını sulandırıyor diye... Hiçbiri benim burnumu bile sulandırmaz.
Bu ülkede insanın yaşam boyu gözleri sulanır ancak...

Daha ne denebilir ki?
RTE için bundan daha iyi tahlil olabilir mi: benim burnumu bile sulandırmaz!
Bir ülkenin bütün siyasetçileri, uzun bir siyasi tarihi için bu kadar iyi bir özet olabilir mi: Bu ülkede insanın yaşam boyu gözleri sulanır ancak...

Ustanın önünde saygıyla eğiliyorum.

Cumartesi, Ekim 23, 2010

Kılıçdaroğlu ve Türkiye'nin Medya Sorunu

Bugün Milliyet gazetesinde yer alan bir habere göre CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu başörtüsü ile ilgili sorulan bir soru üzerine kızıp: "Niçin Sayın Başbakan’a soru sorma cesaretini kimse gösteremiyor? Sayın Başbakan kral mı? Elinde silahla mı geziyor? Sayın Başbakan’ın korumalarından mı medya korkuyor? Bize gelince her türlü soru soruluyor. Ama ona gelince kimse soru soramıyor. Bu demokrasi değildir." şeklinde cevap vermiş. Bence çok da güzel söylemiş.

Bu durum uzun zamandır dikkatimi çeken bir hal aldı zaten. Kılıçdaroğlu televizyonda bir programa katıldığı zaman, gazeteciler her türlü soruyu soruyorlar, hatta Kılıçdaroğlu'nun verdiği cevaptan memnun olmadıkları zaman, bunu dile getirip Kılıçdaroğlu'na yüklenmeye devam ediyorlar. Buna mukabil, Tayyip Erdoğan bir programa çıktığı zaman çok daha hafif sorular soruyorlar ve kesinlikle Erdoğan'ı köşeye sıkıştırmaya çalışmıyorlar. En son Yiğit Bulut röportajında da gördük zaten. Hatta Erdoğan kendisine sorulan soruları beğenmediği zaman karşısındaki gazeteciyi fırçalayabiliyor (bakınız Ali Kırca).

Medyanın bu kadar güce taptığı ve iktidardan bu kadar nemalandığı bir dönem daha önce olmuş muydu bilmiyorum ama bu dönem de Kılıçdaroğlu'nun işi gerçekten çok zor. Hem Erdoğan ve AKP ile mücadele etmek zorunda hem de yandaş basınla.


http://www.milliyet.com.tr/her-sozumun-arkasindayim/siyaset/haberdetay/23.10.2010/1305044/default.htm

Cuma, Ekim 22, 2010

Türban Mevzunun Müzmin Kaybedeni: CHP

CHP'nin daha doğrusu Kemal Kılıçdaroğlu'nun türban çıkışı son zamanlarda ülke gündemini en çok meşgul eden olaylardan biri. Kılıçdaroğlu türban çıkışı ile bir taşla iki kuş vurmaya niyetli bence. Birincisi ve asıl önemlisi bu sorunu çözen taraf olarak CHP'nin muhafazakar kesimle barışmasını sağlamak; ikincisi ise AKP'nin elinden türban kozunu almak.

Fakat evdeki hesabın çarşıya uymaması misali, CHP liderinin kafasındaki planın işlemeyeceğini düşünüyorum. Daha da önemlisi CHP'nin türban konusunda hiç bir zaman kazanan olamayacağını inanıyorum.

CHP'nin bu konuda müzmin kaybeden olmasının sebebi AKP'nin türbanla kurduğu ilişkiden kaynaklanmaktadır. CHP türbanın sadece üniversitelerde serbest olmasını, kamusal alana girmemesini savunuyor. Amma velakin AKP kamusal alanda da türban serbestisini istiyor. CHP bu konuda çok katı.

Herkesin de bildiği gibi üniversitede türban konusu buzdağının görünen kısmı, herkesin eskiden çok fazla konuşmadığı, yeni yeni tartışılmaya başlanan asıl problem ise kamuda türbanın serbest olup olmaması. Üniversitede türban serbestisinden sonra konunun kamusal alana geleceğini görmek için kahin olmaya gerek yok. Bu durumda ise, şu anki roller aynen devam edecek. AKP serbestlik isteyecek ve adına özgürlük ve demokrasi denecek, CHP serbestlik olmaz diyecek, adına statükoculuk ve özgürlüklere saygılı değil denecek. Bu tartışmanın üstüne de türbanlı mağdurlar eklenecek ve Bingo! %70'i o ya da bu şekilde başını örten ülkede halk hala CHP'yi din düşmanı AKP'yi ise hem dindar hem demokrat hem de özgürlükçü (3 ü 1 arada mübarek) olarak kodlamaya devam edecek.

Valla CHP'nin ve Kılıçdaroğlu'nun işinin Kürt konusunda olduğu gibi türban konusunda da çok zor olduğunu düşünüyorum. Türban konusunu sürekli olarak CHP'nin çözebileceğinden bahsediliyor ama karşılarında AKP gibi hem bu konuda tam taraf hem de siyasi popülizmin dibine vurmuş bir parti olduğu sürece CHP bu sorunu çözemez. Çözememesinin ötesinde bu konu bence CHP'nin aşil topuğudur.

Kılıçdaroğlu'nun yapmaya çalıştığı şeye saygı duyuyorum ama bu konjonktürde CHP'nin asla bu mevzudan bir başarı hikayesi çıkaracağına inanmıyorum. İnşallah yanılırım.

Çarşamba, Ekim 13, 2010

Türkiye'de Kadın-Erkek Eşitliği Daha Doğrusu Eşitsizliği

Kadın-erkek eşitliği ile ilgili olarak Miliyet gazetesinde çıkan habere göre Türkiye dünyada 134 ülke arasında 126. olmuş. Yani kadınlarımızın çok fazla ezildiğini bir kere de Dünya Ekonomik Forumu teyid etmiş oluyor.

Bu konuda Türkiye'nin yeterince çaba sarf etmediğini düşünüyorum. Utanılacak bir durumdayız. Fakat insanlara sorsanız Türkiye'nin en önemli sorunu nedir diye, kadın-erkek arasındaki eşitsizlik ilk ona bile giremez.

Özellikle aile içinde başlayan kadın-erkek eşitsizliği sorununa mutlaka ama mutlaka ciddi anlamda eğilip bu kültürel kod gibi görünen durumu değiştirmeliyiz. Burada da görev çoğunlukla hükümete düşüyor. Hükümet toplumda farkındalık yaratarak bu konunun çözümünü gündeminin ilk sıralarına almalı.

Mamafih, hükümete kadın dediğiniz zaman ağızlarından ilk dökülen kelime "türban" oluyor tam da bu noktada türban tartışmalarının maalesef kadın-erkek eşitsizliğine katkı yaptığını düşünüyorum. Türban sorunu bir çok yönden tartışılıyor fakat kadınların ikinci sınıf vatandaş olarak görülmesi bağlamında tartışılmıyor. Türban konusuna bu şekilde bakmak en azından kadın-erkek eşitsizliği sorununda farkındalık yaratabilir.

Bu sorun bence erkeklerin de desteğini almadan çözülebilecek bir şey değil, o yüzden erkekleri de kapsayan çözüm önerilerine ihtiyaç var. Erkekleri sürekli suçlayarak sorunun bir parçası haline getirmek yerine işin içine katarak çözümün bir parçası yapmanın işleri kolaylaştıracağını umuyorum.

Kolay veya zor olsun adına ister gelenek densin ister kültürümüz bu yönde densin, bu sorunu çözmek zorundayız. Kadınlarımızın başta aile içinde olmak üzere yerinin erkeğin arkası değil yanı olması gerektiğini tüm kafalara kazımalıyız.

http://www.milliyet.com.tr/turkiye-kadin-erkek-esitliginde-126-nci-sirada/dunya/sondakika/13.10.2010/1300885/default.htm

Cuma, Ekim 08, 2010

Gölge Kabine ve CHP

İngiltere'de İşçi Partisinin yeni başkanı Ed Miliband bugün gölge kabinesini açıkladı. Bu gölge kabine işi önceki yıllarda Türkiye'de konuşulmuştu ama benim hatırladığım kadarıyla sadece Baykal 2002 seçimleri sonrasında gölge kabine kurduklarını açıklamıştı. Onda da kimlerin yer aldığını kamuoyu öğrenememişti. Kısacası Baykal olayı ciddiye almamıştı.

Bence gölge kabine çok güzel bir uygulama. Birden fazla yararı var; hem iktidarın yaptığı işleri çok daha etkili şekilde denetleme şansınız oluyor; hem de iktidara geldiğiniz zaman ülke meselelerine sıfırdan başlamıyorsunuz.

Bizim ülkemizde neden gerçek anlamda uygulanmadı şimdiye kadar bilmiyorum ama CHP böyle bir yapılanmaya gitse bence çok güzel olur.

CHP'nin yaptığı muhalefet Baykal döneminde sadece "istemezük" pozisyonunda değerlendiriliyordu. Kılıçdaroğlu bunu yıkmak için elinden geldiğince çözüm önerileri ortaya koyuyor. Tam bu noktada, gölge kabine Kılıçdaroğlu'nun elini çok rahatlatan bir gelişme olur. Çünkü gölge kabine hem AKP'nin yaptıklarını takip edecek hem de o konularda CHP'nin çözüm önerilerini ortaya koyacak.

CHP'ye baktığımda sadece Kemal Kılıçdaroğlu'nu görüyorum. Herşeyi o söylüyor. AKP'yi o eleştiriyor, çözüm önerilerini o dillendiriyor. Kendisini sosyal demokrat olarak konumlandıran partiye yakışmayan bir tek adam portresi veriyor. (Ben CHP politikalarından bahsediyorum, CHP'nin iç işlerinden değil. O yüzden Önder Sav, Kılıçdaroğlu'nun tek adam olmadığının bu anlamda kanıtı değil).

Vatandaşa 5 tane CHP yönetiminden isim say deseniz, sayabileceğine inanmıyorum. AKP'nin 8 yıllık iktidar avantajı sayesinde tanınan insan sayısı çok fazla. Ben bunun da çok önemli olduğunu düşünüyorum.

CHP'nin artık Kılıçdaroğlu dışında isimleri de bir şekilde vitrine çıkarması lazım. Bunun da bence en iyi yolu gölge kabineden geçiyor.

Bütün bunların yanında gölge kabine Kılıçdaroğlu'nun enerjisini daha iyi kullanmasına da yol açar. Kılıçdaroğlu süpermen değil. Her şeyi bilemez, AKP'nin yaptığı icraatların hepsine birden laf yetiştiremez, yetiştirmeye kalkarsa da yanlış şeyler söyler. Onun için etkili çalışan bir gölge kabine Kılıçdaroğlu'nun dolayısıyla CHP'nin çok işine yarar.

Umarım bugünler de yaptıkları Abant toplantılarından böyle bir sonuç çıkar.

Perşembe, Ekim 07, 2010

Türkiye'nin Fight Club Kahramanı : Hanefi Avcı

Hanefi Avcı'nın kitabı piyasaya çıktığında fırtınalar koparacak zannetmiştim. Gerçi uzun süre konuşuldu ama benim beklediğim etkinin onda birini ancak yaratmıştır. Çünkü kitaptaki iddialara göre Fethullah Gülen cemaati devlete istediği gibi yön verebiliyor, istediği insanları hapse attırabiliyor, yalan yanlış delillerle insanların hayatını karartabiliyor. Kısacası kitapta devletin adalet ve emniyet gibi iki temel yapıtaşının tamamen cemaatin eline geçtiği iddia ediliyor.

Türkiye'nin çok güçlü bir devlet geleneği olduğundan övgüyle bahsedilir hep. Hanefi Avcı bu söylemi ters yüz eden açıklamalarda bulunuyor. Bulunuyor da ne oluyor? Bu kadar büyük bir iddianın araştırılması gerekirken araştırılanları hepimiz izliyoruz.

Araştırmalar sonucunda, önce Hanefi Avcı'nın çapkınlığını öğrendik, sonra işkenceci olduğunu en sonunda da kendisini miliyetçi-muhafazakar olarak tanımlamasına rağmen esasında Devrimci Karargah örgütü gibi sol bir örgüt üyesi olduğunu. Brad Pitt'in başrolünde oynadığı Fight Club'ı seyretmiş olanınız varsa hatırlar. Tam oradaki durum baş gösteriyor. Filmde gündüz kendi halinde gayet efendi birisi olan kahramanımız akşamları tamamen kişilik değiştirip bambaşka biri oluyordu. Hanefi Avcı'nın durumu da bence buna uyuyor. Bir yandan sağcı ve polis iken bir anda hop solcu ve terörist oluyor (Burada sağcı ve solcu ayrımları iyi-kötü anlamında değil, karşıtlık anlamında kullanılmıştır). Ben bunun sadece filmlerde olduğunu zannederdim meğer gerçekte de olabiliyormuş.

Benim anlamadığım bizim bu Fight Club hikayesine ciddi ciddi inanmamız bekleniyor ve ne yazık ki en acısı adına medya dediğimiz ve demokrasilerde 4. güç olarak bahsedilen yapı bizi bu hikayeye inanmaya zorluyor. Bu olay göstermiştir ki yandaş medya yandaşlık sınırlarını artık aşmış, olaylarda taraf haline gelip, kraldan çok kralcılık yapmaktadır.

Çok şükür ki, medyada yaşanan bütün bu yozlaşmaya karşın hala gazetecilik yapmaya çalışan insanlar bulunmaktadır. Fakat ne yazık ki onlarda şu an hedef tahtası haline gelmişlerdir. Bunun son örneği ise Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır'dır. Hanefi Avcı'nın kitabı çıktığında kendisini NTV'de ki programına çağırdığı ve köşesinde Hanefi Avcı'nın iddiaları çok ciddidir, mutlaka incelenmesi gerekmektedir diye yazdığı için bugün kitabın bazı kısımlarını onun yazdığı yönünde manipülasyonlar yapılmaktadır.

Ruşen Çakır son dört yazısını Hanefi Avcı olayına ayırdı. Mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Onun için linklerini aşağıya veriyorum. Bu ülkenin gerçek gazetecilere olan ihtiyacı sanırım hiç bu kadar çok olmamıştı.

Gelelim Hanefi Avcı'nın kamuoyunda itibarsızlaşmasına yönelik yapılan diğer iki iddiaya yani, karısını aldatması ve işkenceci olmasına. Birinci iddaa için söylenecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bu kamuoyunu değil Bayan Avcı'yı ilgilendirir.

İkinci iddianın yani Hanefi Avcı'nın işkenceci olduğunun, iddia değil gerçek olduğunu Hanefi Avcı kendisi de söyledi zaten. Burada benim anlamadığım nokta şudur, Hanefi Avcı'nın zamanında işkence yapmış olması ile cemaat hakkında yazdıkları arasında ben bir bağlantı göremiyorum. Bu bağlantıyı kurabilen varsa çok takdir ederim. Zamanında işkence yaptı diye bütün söylediklerini göz ardı mı edelim. Adam diyor ki devlet elden gidiyor hatta gitmiş sizde diyorsunuz ki ama sen işkencecisin. Bence dam üstünde saksağan vur beline kazmayı lafı bu durumu çok güzel anlatıyor. Aman yanlış anlaşılmasın Hanefi Avcı'nın işkenceci yönünü aklamaya çalışmıyorum, bilakis işkenceden ötürü yargılanmasını çok isterim ama buradaki durum çok farklı. Resmen dezenformasyon yapılmaya çalışılıyor. Bu tuzağa düşmemek lazım bence.

Biraz uzun oldu kusura bakmayın ama bu konunun ülkenin geleceği için çok önemli olduğunu ve sürekli gündemde tutulması gerektiğini düşünüyorum.

Not: Zaman gazetesinde Hüseyin Gülerce, Fethullah Gülen'le görüşmüş ve ona Hanefi Avcı'yı sormuş. Fethullah Gülen'de kendisinin kimseye zarar veremeyeceğini söylemiş ve örnek olarak odasına giren arıya nasıl baktığını anlatmış. Eğer Fethullah Gülen anlattığında ciddiyse çok komik, şakaysa hiç komik değil.

http://haber.gazetevatan.com/avciya-bu-dunyada--cehennemi-yasatmaya-basladilar/331594/4/Yazarlar/73

http://haber.gazetevatan.com/hanefi-avci-neden-beni-aradi/331785/4/Yazarlar/73

http://haber.gazetevatan.com/iddialar-dogru-olsa-bile-hocaefendinin-haberi-yoktur/332509/4/Yazarlar/73

http://haber.gazetevatan.com/Haber/333118/1/Gundem

http://www.milliyet.com.tr/gulen-den-hanefi-avci-ya-dolayli-yanit/turkiye/sondakika/07.10.2010/1298610/default.htm

Çarşamba, Ekim 06, 2010

CHP'de Değişim Rüzgarları Sıkıntılı Esiyor

CHP'li üç kadın milletvekili (Canan Arıtman, Nur Serter, Necla Arat)Kemal Kılıçdaroğlu'nun üniversitelerde türban sorununu biz çözeriz açıklamalarına tepki vermişler. Aşağıda linki var. Ne yazık ki verdikleri tepki ile sınıfta kalmışlar. CHP'nin baş örtüsü sorununu çözme girişimine ne gerek var diyebiliyorlar.

Ama esas önemlisi Canan Arıtman'ın parti meclisi yeni üyesi Enver Aysever'in söylediği "CHP milliyetçilikten uzaklaşmalı, andımız okunmamalı" görüşlerine verdiği tepki, CHP'de bazı şeyleri değiştirmenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Canan Arıtman bu söylemi PKK'nın söylemi ile eş tutuyor. Nasıl bir bakış açısıdır bu anlayamıyorum. Çoktan yapılması gereken bir şeyi 2010 yılında söylediğiniz zaman bile bu kadar uç tepkiler alıyorsunuz.

Allah CHP içindeki değişim yanlılarına yardım etsin.



http://haber.gazetevatan.com/chpli-kadin-vekiller-tepkili-gereksiz-yere-turbana-dolandik/332793/1/Gundem

Salı, Ekim 05, 2010

Bir Soru

Kafamı kurcalayan bir soru var, cevabını bir türlü bulamadım. Bilen varsa ve yardım ederse sevinirim.

Soru şu: Kadınlar neden erkeklerden önce emekli olur?

Herkesin bildiği gibi kadınların ortalama yaşam beklentisi erkeklerden yüksektir. Emeklilik de ortalama yaşam beklentileri dikkate alınarak hesaplandığı için, kadınlar daha fazla yaşamasına rağmen neden erkeklerden önce emekli olur?