Pazar, Aralık 13, 2015

KENTE KARŞI ASIL SUÇ OYUMUZUN ÇALINMASIDIR


Demokrasi ve kent ilişkisi uzunca bir zamandır birbiriyle birlikte anılan iki kavram olmuştur. 
Kentin oluşumu ve gelişimi konusunda olduğu kadar; demokrasinin gelişimi konusunda da her iki kavrama birden başvurmak gerekmektedir. Fakat her ikisi de insan olmadan, insanı merkezine koymadan konuşulamaz.
Georges Burdeau “demokrasi yalnızca bilimsel bir analizin konusu değil, aynı zamanda milyonlarca birey için bir birlikte yaşama biçimi ve onların herbiri için insanca isteklerine bir cevap imkanıdır” derken buna işaret etmektedir.
Demokrasi kent yaşamı için artık vazgeçilmez unsurdur. Sadece insanı tanımlamak, insan ilişkilerini düzenlemek için değil; aynı zamanda kent mekanını inşa etmek için, mekanları inşa ederken o mekanların kent yaşamını nasıl düzenleyeceğine karar vermek için, kent yaşamının insan odaklı bir hale gelmesi için vazgeçilmez bir unsurdur. Böylece kent artık karar vericilerin kim olduğu noktasında bir başka tartışmanın da odağı olmuştur. 
Kentli hakları, kentte yaşayanların yaşam kalitesinin geliştirilmesinin ve dolayısıyla aslında “iyi kent”e bu yolla ulaşılmasının da yol haritasıdır. İyi kent, bu tarafından bakıldığında göreceli bir kavram gibi görülebilir. Ama kendi içinde, kentliler arasında bir uzlaşma; dolayısıyla da bir müzakere gereğini de tariflemektedir. Bu uzlaşmanın bir tarafı da demokrasinin seçimler yoluyla gerçekleşebilmesini ön koşul olarak belirlemektedir.
Kente karşı suç kavramı ise temelde kent adına karar verenlerin verdikleri “yanlış kararlar” nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Yani kenti yönetenlerin “kötü yönetim” nedeniyle suç oluşturduğunu düşünürüz. Kenti yönetenleri seçerken demokratik kurallar işlemez ve adil bir seçim yapılmazsa artık kent ve demokrasi ilişkisi sarsılır. Suç unsuru; kent adına karar verecek olan yerel yöneticilerin “nasıl seçileceği” noktasında düğümlenir. 
Kentlilerin kentle kurabildikleri ilişki hiçbir zaman eşit değildir. Bu ilişkinin eşitlendiği tek yer sandık başıdır. Eşitlik ancak demokrasi aracılığıyla ve “eşit oy hakkı” üzerinden gerçekleşmektedir. Yani sandıkta verilen her bir oyun sayılabilmesiyle...
Son yerel seçimlerde karşılaştıklarımız ise bunun maalesef gerçekleşmediğini ortaya koymuştur. Eşit yurttaşlığın belirleyicisi “eşit oy hakkı” bu seçimlerde gasp edilmiştir. Çünkü sandıklardaki oylar adil olarak sayılmamıştır. Masa başında kalem oynatarak bu haklar yok edilmiştir.
İşte kente karşı gerçek suç burada oluşmuştur. Kentte yaşayanlar, kenti yönetenleri seçememiştir. Demokrasinin en temel kuralı yok edilmiştir. Kente karşı suç kavramının bütün unsurları burada hayat bulmuştur; en temel insan hakları ihlal edilmiştir, kanuna aykırılık fiili olarak gerçekleşmiştir, seçimlerin meşruluğu ortadan kalkmıştır. Artık kentler demokrasi alanı olmaktan çıkarılmıştır
Avrupa Kentsel Şartı, insan haklarının gelişmesine dayalı olarak ortaya çıkan kentli haklarından bahsetmektedir. Kentlerde yaşayanların bu haklara sahip olduğunu, aynı zamanda bu hakların geliştirilmesinden de sorumlu olduğunu belirtmektedir.
Sonunda neresinden bakarsak bakalım, seçimler doğal ve hukuki ortamında gerçekleşmemiştir. Bu nedenle kentlilerin temel hakları gaspedilmiştir. Oy hakkının yok sayılmasıyla demokrasi de yok sayılmıştır. Suç ortadadır, suçlu da...

Hiç yorum yok: