Pazar, Aralık 13, 2015

BİR SABAH UYANDIM, ARTIK SAĞIRDIM

Eşim bir kitap kurdudur, benden çok kitap okur. Tanıdığım herkesten çok kitap okur aslında. Okuduktan sonra da bir anlatma hissi doğar, anlatır. Eskiden herkesten çok bana anlatırdı, şimdi o vakti bulamıyoruz bilindik sebeplerle.
Bana anlattıkları arasında iki kitabı hatırladım şimdi: Jose Saramago’nun "Körlük" ve şu anda okuduğu Yunanca "Komik Bir Salgın" kitabı.
Her ikisi de, insanlar arasındaki bulaşıcı bir hastalığı anlatır. Biri körlüktür. Bir şehirde bir adam bir sabah kör olur, sonra dokunduğu herkes kör olmaya başlar. Hayatın kendi içindeki diğer körlüğü anlatmaya çalışır aslında.
Diğeri ise Komik Bir Salgın. Bir şehirde bir adam bir sabah gülmeye başlar, sonra şehirdeki herkes gülmeye başlar. Bu da hayatın içindeki başka bir körlüğü anlatıyor.
Ben de bu sabah sağır oldum. Bildiğiniz sağırlık...
Bir sabah uyandım ve hayatım bir uğultudan ibaretti artık. Cırcır böcekleri beynimin içine girmiş benden intikam alıyorlardı. Çay kaşığı cam bardağa değmiyor adeta kazma kürek çalışma yapıyor. Bir süre sonra bunları da duyamaz oldum. Bildiğiniz sağırım şimdi. Hiç sebepsiz. Hayattaki birçok şey gibi hiç sebepsiz. Yaşına değmeden ölen çocuklar gibi... O arada Livaneli’nin şarkısı geldi aklıma sessiz sitemsiz... Savrulan yapraklar gibi / akıp giden günlerimiz / cenaze törenlerinde / sessiz sitemsiz
Hayattaki birçok şey gibi hiç sebepsiz.
Birkaç saat dinleneyim geçer dedim, uzandım... Sonra benim sağırlığım başkalarına bulaşmaya başladı.
Eşim tavada sarımsak ısıtıp kulağıma basmaktan falan bahsediyor, hadi soğan, patates neyse sarımsak(!) deyince hemen toplanıp doktora gittim. Bir muayene, bir kulak damlası, bütün şikayetlerimden arındıracak diye beklerken, “durumuz çok ciddi hemen vakit kaybetmeden İzmir’e gidin” dedi ve sevk kağıdını imzaladı doktor. “48 saat içinde tedavi çok önemli, yoksa kalıcı sağırlık” dedi. “Tanıdığınız kim varsa arayın, ne yapın, edin bugün hastaneye yatın tedaviye başlayın” dedi. Refleks olarak korktum önce, başımdan aşağı bir ter bastı, elim ayağıma dolandı. Yaman’a baktım, yedi yaşındaki oğlum bunu nasıl anlayacak diye, bacağıma sarıldı.
Saat öğlen ikiye geliyordu arabaya atladım, son sürat İzmir’in yolunu tuttum. Yarım saatlik yolda, sağırlık herkese bulaşmaya başladı. Aynı kitaplardaki gibi.
Saat 17.00 olmadan muayene olmam, hastaneye giriş yapmam ve tedaviye başlamam lazım. Yetiştiremezsem tedavi yarına kalacak, gidecek 24 saat, kalacak 24 saat...
Birilerini aramam lazım, birilerini aramam lazım, birilerini aramam lazım...
Kulağım duymuyor ama konuşmam lazım. Vah vah için zaman yok anlatmam lazım. Bütün bunları ben doktora ulaşmadan birinin doktora anlatması lazım. Kapıları açması, sorunları çözmesi lazım, kendi derdini unutup beni dert etmesi lazım.
Birilerini aramam lazım...
Şunu arasam, o şimdi Cumhurbaşkanı için çalışıyor telefonu bile açmaz. Bunu arasam, o şimdi kaldırım yapıp, iftar çadırları dolaşıyor telefona bile bakmaz. Şunu arayayım, o zaten kendi derdinde, benim ona yardım etmem lazım. 25 yıllık arkaşımsa listeye giremedi diye intikam planları peşinde, ellerini oğuşturur. Şu abim İzmirliydi, arasam akşama ancak döner vakit yok. Şu ablam iş bitirirdi, o da şimdi bitireceği işler peşindedir. Kankam her sabah arıyordu, şimdi ya havuzdadır ya da AVM’de. Şu var, o da canım Necati, yoldaş Necati, niye böyle oldu Necati, niye yaptın, niye kalktın Necati... sorar sorar ömrümü çürütür. Şu olmaz mı, olur ama anlaması yirmi dakika sürer, sonra bütün Ankara’ya anlatmadan dönüp benim işimi yapmaya fırsat bulamaz.
Birilerini aramam lazım...
Sonunda birini aradım! “İzmirdeyim, ani işitme kaybı teşhisi kondu biraz önce, kulağım duymuyor, bildiğin sağır durumdayım, acil hastaneye yetişmem lazım, Narlıdere’deki 9 Eylül Hastanesi, 20 dakikam var, beni hastaneye alsınlar. Acil” dedim.
“Düşman başına” dedi, “meraklanma” dedi. 7 dakika sonra hastaneden aradılar, “bekliyoruz” dediler. Vah vah demediler, canım yoldaş demediler, uzun uzun sorup ömrümü yemediler.
“Meraklanma” dedi,“herkes sağır, herkes kör değil” dedi.
Yalan değil, hastaneye girdim herkes adımı biliyor. 10 dakika bekledim etrafımda 6 doktor, tam 2,5 saat, otuzun üzerinde işitme testi yaptı. Saat 17.00’de bırakıp gitmediler 20.30’a kadar ilaçlar verildi, kortizonlar yapıldı, odalar açıldı...
Doktorların en çok sorduğu, bulmaya çalıştığı ani sağırlığın sebebi. Son zamanlarda bir gerginlik, sıkıntı, üzüntü yaşadınız mı dediler, hemen belediye başkanımızın eşkalini verdim, fırsat bu fırsattır diye.
Sonra hemen Dr. House'u görmek istediğimi söyledim, "o doktor buraya gelecek" dedim. Bekliyorum.
Sağırlığın da faydaları varmış, duymak istediğini duyuyorsun mesela... Doktorlar sıkıştırdı iyice "şu kulaklığı tak, şimdi sinyal vereceğiz, onu çıkar bunu tak, ses vereceğiz" diyorlar, ben de "neee pizza mı söylediniz, iyi iyiii, yiyelim" diyorum, kafam bi güzelleşti yani.
Neyseki sağırlığım bulaşıcı değil sadece bana aitmiş.
10-15 gün kadar bu haldeyim, telefon yok, tuz yok. Bir tuzsuz keçi peyniri ne iyi gelir aslında... Geçmiş olsun, ne oldu, nasıl oldu diyecekler için mesajım, mailim açık. Diğer yorumlar için yüreğimiz geniş, hayat süprizlerle dolu...
Sağlıcakla...


Hiç yorum yok: