Pazar, Temmuz 20, 2014

NEW YORK YAPTI, BİZ DE YAPARIZ.

-->

Amerikan hayalinin ve kapitalizmin kalbi New York olarak biliniyor. Amerika’nın bu en önemli şehrinde Demokratlar en son belediye başkanlığını 1989 yılında David Dinkins ile kazanmıştı. Rudy Giuliani ve üst üste 3 dönem başkanlık yapan Michael Bloomberg’in dönemlerini kapsayan yirmi yıl boyunca da sağcı Cumhuriyetçiler tarafından yönetiliyordu.
Demokratların adayı Bill de Blasio 5 Kasım 2013 tarihinde yapılan yerel seçimlerin ardından rakibine büyük bir fark atarak belediye başkanlığını kazandı ve 1 Ocak 2014’de yemin ederek görevine başladı.
Cumhuriyetçi rakibine yüzde 49 fark atıp oyların yüzde 73’ünü alarak seçimi kazanan Blasio New York’un 109. Belediye başkanı oldu.
20 yıl sonra New York’un başına geçen ilk Demokrat Partili olan Blasio, görevi devralırken yaptığı konuşmasında birlik mesajı verdi: “Şehrimizde yaşayan insanların umutlarına hayat vereceğiz. Bir şehir olarak başarılı olacağız. Bunun kolay olmayacağını biliyoruz. Bunun için toplanmamız gerekiyor. Bu sadece benim tarafından gerçekleştirilemez. Bu ancak hepimiz tarafından hayata geçirilebilir.”
Blasio nasıl kazandı
İşinin faydası: Dertleri dinleyerek seçim kazandı
52 yaşındaki De Blasio, adaylığı öncesinde New York Belediyesinde kamu avukatlığı (ombudsman) görevini sürdürüyordu. 2010 yılında New York Belediyesinde işe başlayan De Blasio halkın belediyeden şikayetlerini dinliyordu. Bu görevi sırasında gözlemlediği şehir yönetiminden memnuniyetsizlik konularını seçim kampanyasının merkezine oturttu.
Tipik bir New York’lu
Alman bir baba ve İtalyan bir annenin çocuğu olan 1.90’lık sarışın dev adam kendinden hayli kısa, siyahi ve lezbiyen eşi, afro saçlı melez çocuklarıyla dünyanın en kozmopolit şehirlerinden New York’un izlerini taşıyor.
“Wall Street’i İşgal Et” etkili oldu
Occupy hareketine başından itibaren destek veren De Blasio, bu hareketin çıkışını oluşturan gelir eşitsizliği meselesini iyi analiz ettiğini gösterdi. Wall Street’i İşgal Et hareketiyle su yüzüne çıkmış talepleri kendi siyasetinin belkemiği yaptı. Daha eşitlikçi bir kent hayatı vaadi bu anlamda bir karşılık buldu.
İki şehrin hikayesi
Seçim kampanyası boyunca “iki şehrin hikayesi” sözüyle sık sık şehirdeki gelir eşitsizliğini gündemine taşıdı. Bir tarafta yoksulluk sınırının çok altında yaşamaya çalışanlar ile diğer tarafta milyarderlerin yan yana olduğu şehirde New Yorkluların adaylardan en büyük beklentisi fakirlerin durumlarının iyileştirilmesiydi. Bu konuda en büyük vaadi “artık tek bir şehir olarak başarıya ulaşacağız” oldu.
Obama’dan beklenen umudun yeni simgesi
Bu galibiyete çok desteği olan bir beklentiden de bahsetmek gerekiyor: Amerikan halkının Obama’dan beklediği “değişim” umudu. 2008’de umut sloganı ile seçilmesine rağmen Amerikalıların dilediği değişimi getiremeyen Başkan Barack Obama’nın durumuna düşme potansiyeli ise bu beklentinin en büyük riski.
Birlikte yaşama
Kampanyanın ana felsefesi aslında “birlikte yaşama” vurgusu oldu. Bu vurgu özellikle gelir eşitsizliği nedeniyle şehrin bölünmesini ifade etse de diğer farklılıkları birarada tutmaya yönelik politikalarla desteklendi. Bu politikaların başında gelen “aile” ve “komşuluk” kavramları daha muhafazakar duygular taşısa da birlikte yaşayabilme beklentileri için bir tutkal işlevi oluşturduğu ortada. Her iki kavramda aslında ikiye bölünmüş şehrin en büyük öbeği olan orta sınıfı ifade eden, onların dikkatini çeken, orta sınıf tarafından sahiplenilen söylem oldu. Oy farkının bu derece artmasında bu muhafazakar katkı elbette çok önemli oldu.
Aslında Bill de Blasio’yu bu kadar öne çıkaran ve seçim kampanyası boyunca en sık dile getirilen bence iki önemli konuyu açıklamak gerekiyor.
1. Durdur ve Ara Yasası
Birincisi New York Polis Teşkilatı’nın (NYPD) suçu önleme adına yetkilerini artıran “Durdur ve Ara” uygulaması oldu. De Blasio en başından itibaren bu yasanın kaldırılacağını açıkça ifade etmesi alt ve orta sınıflar üzerinde büyük farkındalık yarattı. Polisin sokakta herhangi bir anda, herhangi bir şeyden dolayı birisini şüpheli görürse orada durdurup arama yetkisi özellikle bu sınıflar tarafından nefretle karşılanıyordu. Durdur ve ara uygulaması, birçok insan hakları savunucusu tarafından eleştirilen bir uygulama oldu. Uygulama kapsamında yapılan durdurmalar, 2011 yılında tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşmıştı. 2011 yılında çoğu siyah ve Hispanik erkeklerden oluşan 684.330 kişi  uygulama kapsamında durduruldu.
Bir de buna De Blasio’nun rakibi Cumhuriyetçi aday Joe Lotha’nın “Blasio seçilirse New York suçun kol gezdiği bir kent olacak” sözleri de eklenince etkisi katlanarak arttı.
2. Sıradan görünen ihtiyaçlar
İkincisi ise Blasio’nun sıradan ihtiyaçların çözümüne yönelik “sosyalist” bulunan politikalarıdır.
4 yaşından itibaren her çocuğun ana okuluna gitmesi, 200 bin sosyal konut inşa etme planı gibi sıradan insanları önemseyen, sıradan ihtiyaçları hedefleyen bu politikalar kampanyanın merkezini oluşturdu.
Kapitalizmin kalbinde vicdan kazanıyorsa Türkiye’nin kalbinde bizim kazanmamız an meselesidir.
Buradan kendimize bir yol haritası çıkarabiliriz; yukarıda sıralanan gerekçeler nerdeyse Türkiye’dekilerle örtüşüyor.
1. Dertleri dinlemek öncelikli çünkü biz sadece karşımızdakine kendi fikirlerimizi kabul ettirmeye uğraşıyoruz. Bu nedenle ıskaladığımız şey dinlemek.
2. Nereye nasıl aday göstereceğimiz konusunda daha tutarlı ilkelerimiz olmalı: mesela her yere Sivaslı, her yere Tuncelili aday göstermemek gibi...
3. İki şehrin hikayesi her yerde mevcut. Çok zenginlerle çok fakirler aynı yerdeler.
4. Birlikte yaşama talebi burada gerçekleşmeyecekse nerede gerçekleşebilir? Kürtlerle Türkler, Alevilerle Sünniler, başörtülülerle başörtüsüzler birlikte yaşama talebinin en temel aktörleri değil mi...
5. Gezi olayları ise bir dönüm noktası. Bunun üzerine bir siyaset, bir anlayış inşa etme noktasından gittikçe uzaklaşıyoruz. Bunun ruhunu kaybetmeden, sıradan insanların sıradan taleplerini dile getirmek ve bunun siyasi sözcüsü olmak dışında önümüzde bir yol da görünmüyor.
New York bu gerekçeler üzerine bir hayal, bir yaşam oturttu. Biz de yapabiliriz, yapmalıyız da... Şimdi tam yeri, tam zamanı.

Hiç yorum yok: